|
Salı, 18 Ekim 2011 21:06 |
|

Haftalar öncesinde Safranbolu gezintisiyle ilgili yazılarımı bitirdim ama bir türlü zaman ayırıp da bilgisayar başına oturup şuraya ekleyemedim. Daha önceki yazılarımda Safranbolu içinde yaptığımız gezintiyi ve Bulak mağarasını anlatmıştım. Sıra geldi Bulak mağarasından sonra gittiğimiz İncekaya Su Kemeri ve Tokatlı Kanyonuna. Hemen söyleyeyim buraya kadar gelmişken bu tarih ve doğa güzelliklerini görmeden dönmeyin. Siz bu yazıyı okuya durun bende bu arada Yörük Köyünü orada tanıştığımız Filiz teyzeyi ve Safrabolunun o güzel konaklarını anlatan yazımı hazırlayayım.
|
|
|
Cumartesi, 15 Ekim 2011 07:50 |
|

Safranbolu yazısını hazırlarken araya Ankara'ya yaptığım bir iş seyahati girince uzun bir yazı yazma molası vermek durumunda kaldım. Şimdilerde bayram gelmeden en azından Safranbolu ve Amasra yazılarımı bitireyim telaşesine girince geceli gündüzlü çalışmaya başladım. Seyahatlerimi yazarken genelde hafızamda herşey tazeyken yazmayı sevdiğimden sizlere aktaramadığım öyle çok yer kalıyor ki. Gezilerim ve yazılarım birbirine endeksli gidemiyor ne yazık ki. Bu yüzden bu sene bütün kış pek yerimden kıpırdamayıp (iki kere karlı dağlar hayalim var o hariç) bol bol yazı yazmayı planlıyorum.
|
|
Çarşamba, 14 Eylül 2011 17:52 |
|
Bu senenin senelik iznini bitirdim ve döndüm. Herkes Akdenize kaçarken ben Akdenizin kavurucu sıcaklarından kaçıp hep hayalini kurduğum, yapmak istediğim Karadeniz turuna ucundan kıyısından başlayayım dedim. Sonrasında yine Akdeniz kıyılarından gezintilerimize devam ederiz. Güney kıyılarındakiler güneşin yakıcılığı ile kavrulurken ben serin serin oturdum, gezdim.. Hatta çiseleyen yağmurun altında kahve keyfi yaptım. Ne güzel oldu etraf mis gibi koktu. Hele de tarihi bir dokunun içinde nostalji yapıyorsanız.
|
|
Pazartesi, 08 Ağustos 2011 09:17 |
|

Yüzlerce yıl öncesinden kalma taş basamaklardan inerken ağaçların dalları arasından süzülen ışık hüzmeleri eşlik ediyor adımlarımıza. Ağır ağır ilerlediğimiz yolculuğumuzda karşılaştığımız insanların hayranlık nidaları yorgunluğumuzu azaltıyor, heyecanımıza heyecan katıyor bu yolculukta.
|
|
Pazar, 24 Temmuz 2011 16:00 |
|
Sizi insanı büyüleyen bir koya götüreyim. Kızkalesini geçtikten hemen sonra göreceğimiz küçük bir koyun içine kurulmuş şirin mi şirin bir kasabaya. Ortaçağın Porta Calamie'sine doğru yol alalım ya da bugünün Narlıkuyu'suna.
Kızkalesi gezintimizin hemen ardından sıcak ve kalabalık bizi rahatsız edince daha önce okumuş olduğum yazılardan aklımda kalan küçük bir yere doğru yola çıktık. Sürekli merak edip okumanın güzel bir yanı da bu. Aslında hiç planımızda yokken burayı keşfedebildik bu sayede. Narlıkuyu hakkında zihnimin kıpırtıları arasında "Üç Güzeller Mozaiği" var. Son iki yılda takıntı yaptım, her gittiğim yerde arıyor buluyorum bu "Üç Güzelleri" Birde sakin ve huzurlu bir koy olduğu..
|
|
Cumartesi, 16 Temmuz 2011 15:00 |
|
"Korikos'ta yaşayan Krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır. Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca, "Kralım Kızınızı bir yılan sokacak, bu yazgıyı hiçbir şey bozamayacak, siz dahi engel olamayacaksınız deyip oradan ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda kıyıya yakın üçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür."
|
|
Cumartesi, 09 Temmuz 2011 00:00 |
|

Bir yol macerasının hikayesini anlatayım mı size? Ama gülmek yok. Baştan pazarlığımı yapayım..
Siz hiç Adamkayalar diye bir yer duydunuz mu? Ben duydum. Fotoğraflarını da gördüm; görmez olaydım. İşte ne olduysa bu yüzden oldu zaten. Bu Adam kayaları o kadar çok kafaya taktım, o kadar çok görmek istedim ki taaa Mersin yollarında buluverdik kendimizi. Tabi ki amaç sadece Adam kayaları görmek değil ama beni en çok heyecanlandıran kısmı onları görmek.
|
|
Çarşamba, 06 Temmuz 2011 20:32 |
|
Güzel bir antik şehre götüreyim dedim sizi. Ceren’in tabiriyle “koca koca eski taşlar” görmeye gidelim.
Orada bizi çok eski çağlara ait kalıntılarıyla “Lagina Kutsal Alanı” ve binlerce yıllık öyküsüyle mitolojik tanrıça Hekate beklemekte...
|
|
Pazar, 05 Haziran 2011 18:41 |
|
Siz; ünlü "Kaplumbağa Terbiyecisi" resmini yapan ünlü ressam Osman Hamdibey'in Muğla'nın Turgut Köyünde oldukça uzun bir süre yaşadığını ve buraya 12 yıl boyunca gidip geldiğini, dönem dönem yaşamış olduğu evin bir müze haline getirildiğini hiç duymuşmuydunuz. Ben duymamıştım şahsen. Hadi normalde duymamış olabilirim diyeceğim ama ben civarda neler var neler yok diye onca araştırma yapmış olmama, köy köy gezip tozmama rağmen duymamıştım. Ta ki izcilerle yaptığımız gezi güzergahında müzenin adını duyana kadar.
|
|
Cumartesi, 07 Mayıs 2011 18:02 |
|
29 Nisan- 1 Mayıs haftasını Bodrum'da Pedasa Tarih, Kültür ve Sanat festivali kapsamında yapılan Pedasa İzci kampında geçirdik. Pedasa Bodrumda bulunan bir antik şehir. Konacık belediyesinin sınırları içinde kalıyor. Pedasa şenlikleri üç gün boyunca sürüyor ve biz izcilerde şenlikler boyunca Pedasa antik şehrinin yakınlarındaki şenlik alanı denilen mekanda kamp kuruyoruz.
Muğla, İzmir, Milas, Marmaris, Çanakkale, Kütahya, Ankara, Antalya'dan gelen 350 izci ve 69 liderle buluştuk bu güzel mekanda. Normalde bu kampı anlatmayı pek düşünmüyordum ama hem pek çok insanın bir izci kampını merak etmesi, hem de uzun zamandır bahsetmediğim bu olaydan bahsedip klasik gezi yazılarıma ara vereyim dedim. Kamp konusunda anlatacak çok fazla birşey yok aslında. Fotoğraflar benim kalemimden çok daha iyi anlatacaktır..
|
|
Çarşamba, 20 Nisan 2011 00:00 |
|
Bu sıralar elim kalem tutmuyor derler ya öyle bir formattayım. Ağır aksak birşeyler yazıyor sonra yarım bırakıyor başka bir yazıya geçiyorum. İnşallah gaza gelir hepsini bir anda bitirebilirim ve üstüste yayınlayabilirim. Çünkü havaların ne sıcak ne de soğuk olduğu tam gezmelik bu mevsimi en güzel şekilde değerlendiriyor ve bol bol geziyoruz.
Bu gezintilerin yazılarını hazırlarken Ağustos ayında Alanyadayken gezdiğim ama bugün iş yerinde mağaralardan bahsedene kadar unuttuğum, lafı geçince hatırladığım Dim mağarasından bahsedeyim. Bir kusur ettim bari geçde olsa telafi edeyim dedim.
|
|
Perşembe, 31 Mart 2011 20:44 |
|
Geçen hafta Marmaris İzcileriyle bir kültür gezisi yaptık. Marmaris Deniz İzcileri grubu liderleri Murat ve Tülin Bodur ailelerinde eşlik edeceği bu geziye bizide davet etti. Marmarise geldiğim ilk sene izcilik çalışmalarıma devam etsemde sonrasında ara vermek durumunda kaldım. Şimdilerde bu grupla her bir araya geldiğimde yeniden çalışmalara başlama şevkine sahip oluyorum.
|
|
Cuma, 25 Mart 2011 21:03 |
|
Adıyaman isminin nereden geldiğine dair bir rivayet vardır. Yediyaman diye anılan bölge halk arasında değişikliğe uğratılmış ve zaman içinde Adıyaman denilmiş. Kimdir bu Yediyamanlar derseniz, onlar yedi tane kardeş. Yani bir zamanlar Perre denilen bu bölgede yaşayan ve putlara tapan bir babayla yedi oğlunun hikayesinin kahramanları.
|
|
Çarşamba, 23 Mart 2011 21:54 |
|

Nemrut Dağında güneşin doğumunu seyredip dev heykellere veda edip inişe geçtiğimizde, şöför arkadaş bizi gezinin ikinci bölümü olan Kommengene Krallığından günümüze kalan diğer eserleri göstermek üzere gezdirmeye başladı. Dağların arasında geldiğimiz yol haricinde başka bir yol tutturup ilerledik. Sürekli bir zamanlar buralar sedir ağacı ormanlarıymış deyip deyip durdum. Zaman burada neyi değiştirdi? Su kaynaklarını doğa mı kuruttu, yoksa biz insanlar bazı şeylerin değerini bilmeyip bu değişime göz mü yumduk?
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 17 |