Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Bozüyük köyü PDF Yazdır E-posta
Pazar, 10 Ocak 2010 08:58

Benim televizyonla aram çok iyi değildir. Kırk yılda bir aklıma gelir de bakarım. Hatta unutulmayan bir anım vardır. Çanakkale’den Marmarise taşınırken eşim benden önce göreve başladığı için 1,5 ay önden gelmişti. Bu arada biz Çanakkale’deki evi toplamış, bu zaman zarfınca ben her tarafı kutularla dolu, her şeyi sarılmış bir evde yaşamıştım. Eşim gitmeden önce televizyonun altındaki tv sehpasını güzelce paketlemiş televizyonun kablosunu güzelce katlayarak üzerine yerleştirmişti. 1,5 ay sonra geldiğinde televizyona bakmış bakmış ve neden bu kablo aynı benim sardığım gibi duruyor demişti. O kadar zaman zarfınca tek başıma kaldığım evde bir kere bile televizyonu açmak aklıma gelmemiş. Hala daha öyle. Nedense sadece ütü yaparken aklıma geliyor o da ses olsun diye.


Benim gibi televizyon özürlü birinin ne yazık ki eve gelir gelmez düğmesine basan bir kızı ve eşi var.  Ben bir tane bile dizi seyretmez ve bilmezken her ikisininde takip ettikleri dizileri, bugün ne oynuyor muhabbetleri var. Ben de son dönemlerde ‘Tarihin arka sayfasına’ takılıyorum. Gününü bilmiyorum ama eşime gördüğünde hemen haber vermesini söylüyorum.. Tavsiye ederim.



Ne söyleyecektim ne anlattım. Hemen kısa kesiyor asıl mevzuya giriş yapıyorum. Geçen yıl bir dizi vardı. İsmi “Babaocağı” idi. Şu an oynamıyor sanırım. Bu diziye bir ara kızım, kızımın sayesinde de eşim takılmaya başladı. Ben çok güzel mavi gözleri olan bir kız hatırlıyorum sadece. Bir delikanlının peşinde koşup duruyordu.  Dizi Muğla Yatağan'ın bir köyünde çekilmiş. Eşim birkaç defa "şu dizinin çevrildiği köye gidelim" deyip duruyordu. Hoşuna gitti dizinin çekildiği köy, oradaki ortam. Bende haritadan baktım yeri gözüme uzak gelse de çok yakınlarda Strotaika antik şehri olduğunu görünce hadi uğrayalım deyip yola çıktık.


Öğleden sonranın güzel bir saatinde merak ettiğimiz köye vardık. Köy meydanı büyük bir Çınar ağacının etrafında sıralanmış kahveler ve dükkanlarla çevrelenmiş. Şirin bir yer. Eşim bir köşede bekleyen bir köylüyle muhabbete dalınca bende kalabalık olan yerine daha sessiz daha gölge olan bir kahveye giriverdim.


Duvarlarda asılı fotoğraflara bakınca bu mekanın babaocağında ki kahve olduğunu anlıyor insan. Zaten kahvenin ismi de değiştirilmiş "Babaocağı Kahvesi" oluvermiş. İçeride duvarlarda yapılan çekimlerle ilgili bir sürü fotoğraf var.  İçini gezdim bir yandan da bilgi alıyorum. Çekimden önce gelip toparlıyor yerleştiriyorlarmış burayı. Kahveci anlatıyor ama ben pek anlamıyorum anlattıklarında diziyi izlemedim. Kimler oynuyor konusu ne bilmiyorum. Bölük pörçük bahsedilen sahneler benim için anlam ifade etmiyor.


En iyisi dedim iki çay söyleyip mekanın keyfini çıkarmak. Bu arada gözlerimle etrafı taradım. Eski taş duvarlar nostaljik bir hava katmış buraya. Televizyon sehpası modern kalmış bence ama yine de bayıldım. Ben küçükken o zamanlar yazlıkta kimsenin televizyonu yoktu. Bütün köy halkı sahildeki kahvelere gider orada televizyon seyrederdik. Aynı bunun gibi kahvenin bahçesine konurdu. Ceren televizyonun karşısına geçip de aynı benim küçüklüğümdeki gibi izlediğini görünce taa 25-30 sene evveline gidiverdim.


Duvarda yuva yapmış kırlangıçları seyredip makinayla çekmeye çalıştım. Rahatım öyle yerinde idi ki kıpırdamak zor geldiğinden oturduğum yerdeki açıyla anca bu kadar yapabildim. Uzun dakikalar boyunca kırlangıçları izlemek uğruna yerimizden kıpırdamadık, köyü gezmeye çıkmadık. Göksel yanımıza geldiğinde ise biz Kahveci ile koyu bir sohbeti başlatmıştık.


Benim sorularımdan işkillenen kahveci “Siz neyi aradınız” deyiverdi en sonunda.  "gezecek yerler var mı” dedim. Yok dercesine dudak büktü. “Şu Babaocağı dizisi dışında başka bir özelliği var mı” dedim yine dudak büktü. “Sokaklara  çıkayım bari belki birşeyler bulurum” dedim. “Pınarbaşı var ilerde orayı çek” dedi. Oh be sonunda bir şey öğrenebildim. “Ne özelliği var?” dedim “çınar ağacı var, tarihi. Orası restaurant” dedi. Canım memleketim çok bereketli. Nereye gitsem tarihi bir çınar ağacı var mutlaka. “Başka?” dedim. “Ben ne bileyim dedi yazacak olan sensin.” dedi. Hah üstüne bastın bravo. Bilsem sormayacağım zaten. “ben diziyi yazmak istemiyorum o kısma zaten kesin yazılıp çizilmiştir, köyle ilgili şeyleri merak ediyorum”  "Karşıda Hacı Şükrü Evi var" dedi. Oturduğum yerden gördüğüm önünde menü tabelası var. Otelmiş orası, tarihiymiş.


İyi dedim amcam anlatacak bir şey bulamıyor bari ben bulayım. Çıktık dolaşmaya önce hemen karşıdaki Hacı Şükrü evine baktık. Burası 1900 lü yıllardan kalma bir konak. Bir de öyküsü var tabi. Hacı Şükrü, İstiklal savaşı yıllarında buranın İlkokulunda öğretmenlik yapmış. Sıtma ve Kolera salgınında önlem alır ve salgını kısa sürede önler. 28 yıl eski dilde öğretmenlik yaptıktan sonra 3 gün içinde yeni alfabeyle eğitime başlamış. Derin matematik bilgisi, kültürü varmış.


Sonra gözüme kestirdiğim bir sokağa dalıverdim.  Bence köyün en güzel sokağı burasıydı. Bahçelerin içine baka baka yol aldım. Hafifte yukarı doğru yokuş. Meğer çıkmaz sokakmış. Bu yazıyı hazırlarken acaba Evliya Çelebi buraya uğramış mı? eskiden nasılmış diye kitaplarımı kurcalarken bulamayınca internete başvurdum. Tabi ben seyehatnameyi bulana kadar bu köyün tarihi okudum bir şey dikkatimi çekti. Köyün nüfusu çok iniş çıkış yaşamış. 6000 lere çıkıp 500-600 lere inmiş. Eskiden burası Pınarbaşı denilen yerdeymiş. Muhtemelen bu sulak yerde sivrisinekten sıtma yayıldığı için halk bundan kırılmış. Kanuni Rodos seferine çıkınca burada konaklamış. Köylü Sultan Süleymana şikayet etmiş  de o da onlara yerleşmeleri için burasını göstermiş. Evliya Çelebi de burayı Kanuni Sultan Süleyman'dan 150 yıl sonra ziyaret etmiş.


Evliya Çelebi Seyehatnamesinde “.....Bu kasabanın Kuzey tarafında, bir ok atımı mesafede, Kanunî Süleyman Han’ın otağı yeri vardır. Süleyman Han, Rodos Fethi’ne geçerken, burada kalmıştır. Süleyman Han; ‘Bu otağımın bulunduğu yerde, hafta pazarı olmak içün dükkânlar yapıla, ticaret geliştirile’ diye buyurmuştur” diye yazmış.


 

Akşam saati gelince karnımızda acıkınca Pınarbaşı denilen yere doğru yola çıktık. Burası adı gibi içinden pınarların aktığı şırıl şırıl su sesi, kuşlar, ağaçların gölgesinde hoş bir yer. Yanıma makinayı almayıp keyif yaptığım için fotoğrafını çekemedim. Sonra  hadi dedim yakında ki antik kentlere gidelim. Lagina ve Stratonikeia.. Bu iki kentin kutsal bir yolla birbirine bağlandığını okumuştum. Ama Göksel saatine baktı ve bu saatte açık değildir dedi. E tabi yok kırlangıçlar, yok muhabbet, sokak araları, uzun çay kahve molaları derken akşamı yaptım. Sanki köy kaçıyordu. Ben aslında böyle hatalar yapmazdım ama arada oluyor işte. Git önce antik şehirleri gez sonra gel köyde dinlen. Di mi yani.

 



 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML