Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Sedir Adası (Kleopatra Adası) PDF Yazdır E-posta
Pazar, 05 Temmuz 2009 03:00

ImageOn yıl önce Marmaris’teki doğa harikalarından biri olan Sedir adasına geldiğimde; adadaki antik şehri gezmiş ve meşhur Kleopatra plajında yüzüp kumun güzelliğine hayran kalmıştım. O sırada sohbet ettiğim orta yaşlı bayan ise oldukça üzgün bir şekilde “Mahvolmuş.. burasını da mahvetmişler. Ben beş yıl önce geldiğimde burası çok daha güzeldi” diye üzüntüsünü dile getirmişti. O zaman etrafıma bakmış ve “şimdi bu hali kötü  ise 5 yıl önce kimbilir nasıldı.. ya ben 5 yıl sonra geldiğimde aynı şeyleri mi söyleyeceğim acaba?” diye düşünmüştüm..



Beş yıl sonra gelemedim ama on yıl aradan sonra tekrar Sedir adasına ayak basmak nasip oldu bana. Kahvaltı sonrası Çamlık iskelesine doğru yola koyulduk. Bu iskeleye her geldiğimde neden böylesine hoş bir yerin biraz daha geliştirilerek denize nazır oturma yerlerinin olduğu, kahvaltı mekanlarının, çay bahçelerinin bulunduğu bir yer olmadığını merak eder dururum. İskelenin hemen yanındaki büyük bir mekan park olarak kullanılıyor. Oysa o alan çok daha güzel değerlendirilebilir. Parkı daha gerilerde yapabilirler. İskele meydanı da çok boş değil. Lokanta ve büfe tarzı bir yer var.

 

Arabamızı park ettikten sonra iskeleden adaya geçiş için tekne biletlerimizi alıyoruz. Tekneler doldukça kalkıyorlar. Biz iskeleye daha yürürken bir tekne kalktığı için bir yarım saat kadar beklememiz gerekti. Yarım saat sonra ise bizden başka sadece bir çift daha vardı. Normalde 10-12 kişi olmacak şekilde dolmasını bekliyorlarmış. Ama fazla bekleyince 5 kişi için kaldırdı tekneyi kaptan. Sedir adasına gitmek için Çamlık iskelesi haricinde Akyaka beldesindeki turları da tercih edebilirsiniz. Yalnız oradan yolculuk biraz daha uzun sürüyor.

 

 

Bu tür tekne yolculuklarını seviyorum. Kıyı kıyı yeşilin, mavinin, turkuaz renginin uyumlu dansını izliyor insan ve ben hayranım bu dansa. Gözlerimi kapatıp teknenin sesini dinleyince ise çocukluğumda ki ada günlerim geliyor aklıma hemen. Gözlerimi açtığımda ise birbirinden güzel koylarda demirlemiş tekneleri seyrediyor insan. Yaklaşık 10 dakikalık yolculuk sonrası ada görünüyor uzaktan.


Bu fotoğraf http://www.muglakulturturizm.gov.tr sitesinden alınmıştır.

Sedir adası aslında üçlü bir ada grubunun en büyüğü. Ben tekneden fotoğraflarken bulunduğum açı yüzünden üçü de birbirine bitişik göründüğünden, internetten bir fotoğrafı fikir vermesi açısından koyuyorum. Tekne kaptanı diğer adanın fener adası olduğunu söyledi. Üçüncüyü bilmiyorum.  Sedir ismi adanın ilk çağlardaki isminden Cedrae’den geliyor. Sanırım yüzyıllar önce Cedrus ağacı  (Sedir ağacı) ada ve etrafında çok fazla bulunuyormuş. Buraların Sedir ağacıyla kaplı olduğu ve o yüzden bu ismin verildiği düşünülüyor ama günümüzde bu ağaçtan eser bile kalmamış.

 

 

Adaya indiğimizde Ceren daha teknenin yanaştığı yerde yüzenleri görünce “ben burada yüzeceğim” diye tutturmaya başladı. Kleopatra plajına kadar zor sabretti. Neredeyse yolda soyunmaya başladı. Ben ise hemen yolumuza çıkan Kıstak Kilisesi yazan tabelaya yöneldim.  Bizans dönemine ait kiliseden geriye sadece duvarları kalmış.

 

 

Kiliseden çıkınca patika yolu takip edince Kleopatra plajına vardık. Görür görmez benden “Oh” diye ses çıktı. On yıl önceki o konuşma aklıma geldiğinden hep acaba o güzel bembeyaz kumlar bitti mi harap mı oldu diye düşünüyordum. İçimde var olan endişe etrafıma bakınca uçup gitti. Aslında eski halinden çok daha iyi durumda olduğunu düşünüyorum. Önceden şezlonglar, oturma yerleri için ağaç masalar falan yoktu. Yabanıl bir adaydı ve bize yardımcı olacak açıklamaların bulunduğu tabelalar konulması çok iyi olmuş. 

 

Çantalarımızı önce yer bulamadığımız için kayaların üzerine koyduk. Ceren’in süprizi ise kayanın içinde bulduğu tavuk yumurtaları oldu. Yumurtalar tazeydi=)) Tavukların niye yumurtalarını bırakıp gittiğini, neden kuluçkaya yatmadığını merak edip durdu. Hatta evde hiç yumurta görmemiş kızım(!!!)  meraklı sanat incelemesi sonucu birini de kırdı. Gitti civciv hayalimiz. 

Etrafta da dolaşan tavuklar falan vardı. Düşünsenize ağaçların arasında ahşap şezlonglar arasında gıdaklayan tavuklar yem arıyorlar kendilerine. 

 


 

 

 

Kleopatra plajı küçük bir plaj. İncecik kumu ile ayaklarınızın altında sanki ipekten bir halı var. Denizi ise oldukça berrak. Dipteki en küçük kum hareketini bile görebiliyorsun. Ceren dipten kum çıkarıp çıkarıp “ya bu kumun ne farkı var bildiğimiz kum işte” deyip deyip durdu. Bende ona iyi bakarsa kumların birbirine eşit büyüklükte olduğunu, elinden nasıl akıp gittiğini farkedebileceğini söyledim. Tabi birde Kleopatranın hikayesini anlatınca daha bir özel oldu.  

 

Aşk nelere kadir. Neden bu plaja Kleopatra plajı dendiğini biliyor musunuz? İnsan sevdiği için neler yapıyor. Efsaneye göre adadaki kumlar 3 bin yıl önce Kleopatra için sevgilisi Antonius tarafından 60 büyük gemiyle Mısır’dan getirildi. Efsane derki; “Mısır Kraliçesi güzeller güzeli Kleopatra, sevgilisi Romalı Antonius’u ziyaret etmek için Tarsus’a gelmiş. Yolu buraya düşünce Kedria Adası’nın muhteşem koyunu görünce buraya çıkmış. Denize girmiş bol bol, çok beğenmiş. Ama bu nefis manzaralı koyda büyük bir eksik olduğunu görmüş. Bir kum tanesi dahi yokmuş burada. Bunun üzerine sevgilisi Antonius’a bu durumu anlatmış. Romalı Antonius’da sevdiği kadının ayaklarının altına sermek ve ona hoş görünmek için, kölelerine derhal emir vererek, Kuzey Afrika’dan gemilerle kum getirilmesini sağlamış. Böylece Kedrai Adası’nın da dünyadaki en narin kumlardan oluşan bir plajı olmuş.’  Belki kumların getirilmesi bir efsane ama adada bulunan kitabelerde de Kraliçe Kleopatranın buraya gelip denize girdiği yazıyormuş.

 

Asıl olan ise bu kumlar özel biçimde oluşan kalker damlacıkları. Bilindiği kadarıyla bu kum Ege ve Akdenizde sadece Sedir adası ve Giritte bulunuyor. Çok özel jeolojik oluşumlar sonucu oluştuğu içinde azalma tehlikesi altında. Karbonatlı çamurun bir çekirden etrafında birikmesiyle oluşuyor. Her biri 1mm. den küçük ve her tanesi aynı büyüklükte. Bu kumun ateşte yanma ve kendi kendine çoğalma özelliği var. Çok yavaş ve küçük miktarlarda oluştuğundan azaldığında yerinin doldurulması çok zor. Kumlar azalmaya başladığı için korumaya alınmış. On yıl önce plajda havlu serebiliyor, güneşlenebiliyorduk. Oysa şimdi yasak. Plaja terlik, çanta, plaj havlusu sokulması, duş alınmadan ayrılmak da öyle. Çıkarken bekçilerin gözetiminde üzerindeki son kuma kadar akıttığın duşlara girmen gerekiyor. İyi de yapmışlar. Çünkü geçen gelişimde ben bu kumlardan azıcak almıştım. Marifetti sanki ne oldu bir işime mi yaradı. Bugün bu yaptığımdan yanlış davranıştan utanıyorum. Ondan olsa gerek sürekli Ceren’e iyi duş al bir kum dahi ziyan olmasın diye tembihledim durdum.

 

Sedir adasının ilk yerleşenleri Dor’larmış. Daha sonra Grekler, Persler, Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarında yerleşim görülmüş. Yerleşim adanın doğu yakasındaki küçük tepe üzerinde olmuş. Bu yerleşim çok sayıda kule ile ve surlarla çevriliymiş. Surun dışında kalan sadece iki yapı varmış. Kıstak kilisesi ve tiyatro.

 

Agora

Küçük bir patika yoldan zeytin ağaçları arasında yapılan kısa bir yürüyüşle Kadria kentinin antik kalıntılarına ulaşıyorsunuz. Kent surları, Apollon Mabedi, Tiyatro, Agora (ticaret merkezi) ve nekropol (mezarlık) alanını gezerken, burayı bir yaşam alanı olarak kullanan medeniyetlerin izlerini sürmek hala mümkün. 

 

 

Tiyatro ve sur fotoğrafları

Agoradan sonra tiyatro ve sur kalıntılarına geliyorsunuz. Tiyatro her ne kadar içinde zeytin ve çam ağaçları yetişmiş olsa da oldukça sağlam durumda kalmış. Böylesine küçük bir adada ve yerleşim yerinde 2500 kişilik bir tiyatro yapılması bana ilginç geldi. Acaba yaşayan kaç kişi vardı ki. 2500 kişi çok mu diyeceksiniz şimdi ama kalıntılara, yaşam yerinin etrafını çeviren sur sınırlarına falan baktığımda epey küçük bir şehir gibi geliyor bana. Aynı şeyi Truva'da da hissederim hep. 

Güney surları                           Sarnıç Kuyuları

Apollan Kutsal Alanı

Antik kalıntıları gezmek öyle çok zaman almıyor.  Ben en güzelini yaptım aslında. Bizimkiler adaya ulaşır ulaşmaz kendilerini nefis suya bıraktılar. Ben ise çantaları yerleştirdikten sonra tabelaları takip edip ada küçük ada gezintisine çıktım. İyice terleyip güneş altında piştikten sonra kendimi serin ama çok tuzlu sulara bıraktım. 

 

Akşam saat 18:00 son teknenin kalkış saati. Kaçırmamaya dikkat etmek gerekiyor. Çünkü adada yerleşim yok. Kalacak yer yok. Biz son teknedekiler değil ayrılan son kişilerde olduk. Issız plaja doyasıya baktım. Üzerinde tek bir insan,  tek bir hareket bile olmayan denizi seyrettim uzun uzun. Bana kalsa çaktırmadan adada kalalım şezlonglarda sabahlayalım derdim ama Ceren var işte.  

 

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML