Mavi Elmas

Sosyal Ağlar


Elmas'ın Haritası

Şu an taslak aşamada

Yedik-İçtik-Aldık

Son Yorumlar

Telif Hakkı

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2014. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

Adam Kayalar Yol Macerası... PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 09 Temmuz 2011 00:00

Bir yol macerasının hikayesini anlatayım mı size? Ama gülmek yok. Baştan pazarlığımı yapayım...Siz hiç Adamkayalar diye bir yer duydunuz mu? Ben duydum. Fotoğraflarını da gördüm; görmez olaydım. İşte ne olduysa bu yüzden oldu zaten. Bu Adam kayaları o kadar çok kafaya taktım, o kadar çok görmek istedim ki taaa Mersin yollarında buluverdik kendimizi. Tabi ki amaç sadece Adam kayaları görmek değil ama beni en çok heyecanlandıran kısmı onları görmek.

(Bu fotoğraf internetten alınmıştır)

Adam kayalar İsa’dan önce II. Yüzyıldan kalma Şeytan Deresi denilen vadinin dik yamaçlarında duvarlarına, oyulmuş kabartmalardan oluşuyor. Toplam 13 tane tablo var.  Bunlardan onbir erkek, dört kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması. Burası ölü kültü ile ilişkili bir kutsal alanmış. Yani bu kabartmalar ölmüş önemli insanların anısına yakınları tarafından yaptırılmış. Şimdi sizce ben böyle bir şey olduğunu duyar da bu zenginliği görmekten geri kalır mıyım??

Kalmadım tabi ki...

Mersin Kız kalesini görüp heyecanla elimdeki yol tarifini takip etmeye başladık. Kız kalesinin yakınlarından bir yerden sola sapıp dağa doğru tırmanmaya başladık. Tırmana tırmana epey bir ilerledik. Hani şu az gittik uz gittik cinsinden. Ama ne kadar gittiğimizi aslında bilmiyorum. Yavaş yavaş ilerlediğimiz için belki de bana uzun gelmiştir. Ne yalan diyeyim altımızda çok güzel bir manzara var. Uzakta kale adacığını görmek doya doya seyretmek için birkaç kez durduk. En sonunda yol bozulmaya başladı. Bir iki sefer Adamkayalar diye tabela gördük ama öyle yolun ortasında duran bir tabela. Ne sağa yol var ne sola yol var demek ki düz devam edecek diye düşünüp devam ettik.

Oldukça uzun bir tırmanışın sonunda vardığımız yerde birkaç çiftçi köylü gördük. Yanına yaklaşıp Adamkayaları sorunca amcam garip garip baktı bize. “Ne yapacaksınız ki orada” dedi. Bizim görme isteğimizi -yok yanlış bir cümle oldu benim görme isteğimi- görünce şaşırdı. Neyse sonuçta bize biraz geçtiğimizi bir kilometre kadar geri dönersek sağa doğru bakarsak Adamkayalar tabelası görebileceğimizi söyledi. Sonrada küçük bir ekleme yaptı. “oraya bu arabaylamı gideceksiniz”

Ahha!!! Burada Gökselin kaşının gözünün nasıl oynadığını, beti benzinin nasıl attığını tahmin etme işini sizin hayal gücünüze bırakıyorum artık.

“Zaten bozuk bir yolda gidiyoruz buraya kadar çıktık ama daha da kötüleşecekse dönsek mi acaba?” gibi birkaç cümle kurarak; istemem yan cebime koy misali o yola girme isteğimi belli edip, girersek bütün sorumluluğu Göksel’in omzuna yıkacak birkaç cümle kurdum. Tabi ki her ne kadar benim yüzümden sürekli gezmek zorunda kaldığını ifade etse de aslında benim kadar meraklı olan kocam da bu cümlem üzerine o yola girmeyi göze aldı.


Ne demiştim az gittik, uz gittik dere tepe düz gidemedik, engebeli arazide gittik ve vardık bir yolun sonuna.- mı ?? desem ı – ıh ... hayır.. tutmadı maalesef. Yol gittikçe bozuldu benim canım arabamın altı taşlara sürte sürte çukurlara gire çıka ilerlemeye devam etti. Canımın için asfalt için yaratılmış arabam yinede gıkını çıkarmadı. Ama Göksel pes etti. Arabayı bulduğu bir açıklığa park etti.

-buraya kadar Elmas bundan sonrası tabana kuvvet

(içimden geçen bir “hönk”)

-ya daha çok varsa!!”

-Ben anlamam yürüyeceksin o zaman

(gulp!! çaktırmadan bir yutkunma )

-E ya arabanın başına bir iş gelirse??

-Sen hiç etrafta bizim dışımızda bir Allahın kulunu gördün mü??

(yok valla görmedim sorunda o ya zaten. Ya o Allahın kulu biz yokken görünürse..Erkekler düşünemiyor bazı şeyleri!!)

- ı-ıh..

Gerçekten de yol boyunca etraf o kadar ıssızdı ki anlatamam. Buralara gelen giden kimse yok. İn cin top oynuyor. Sıcak havada ıssız bir dağ başında toprak bir yolda ilerliyoruz.

Arabayı bıraktık yola yayan devam. Arada bir melul melul arkama bakıp canım arabamı gözlüyorum. Öyle bir yerdeyiz ki başımıza bir iş gelse bizi burada bulmaları haftalarca mümkün olmaz gibime geliyor.


Arada bir Adamkayalar yazan bir tabela göreceğiz diye aranıp duruyoruz. Yürüdük de yürüdük. Gittik gittik en sonunda bir baktık ki aradığımız tabela. Allahım yarabbim ne sevindim anlatamam. İçimden “sonunda sonunda” diye sevinç çığlıkları atıyorum. Yaz mevsiminin sıcağında böyle dağ başında yürümek kolaymı kan ter içinde kaldım da sızlanamıyorum. Buraya çıkmak Gökselin fikri olsaydı keşke nasıl da sızlanacaktım.


Açık alanlarda bazı noktalarda ateş yakılmış kamp izleri falan var. Ve yön gösteren oklar... Adam kayalara gider... bizde oklarla birlikte gidiyoruz. Gidiyoruz da sonu gelmiyor bir türlü.

Eyvah eyvah nereye gidiyoruz demeye başladım artık. Çünkü normal yolu geçtim patika yol bile yok. Resmen kaya parçalarının üzerinden seke seke ilerliyoruz.



En sonunda yol bitti ama ok işaretleri bitmedi. Vardık bir kanyonun tepesine. Aşağısı uçurum. Karşılar yamaçlar müthiş bir manzara. Yüzlerce mağaralar dolu. Bu mağaralarda kesin yaşınmışlık vardır. İleriden deniz görünüyor..Ne manzara ama. Bu vadi de Şeytan deresi vadisi olmalı.  Göz alabildiğine gidiyor.. Manzara adamı mest ediyor ama bir sorun var gözlerim ne kadar tarasa da göremiyorum aradığım kabartma adamları.


Aşağıya iniş var mı yok mu diye epey bir inceliyorum. İniş var tabi ki çünkü bizim yol gösterici oklar hala bize yol göstermeye inad ediyorlar ama Ok ların git dediği yerden nasıl inileceği hakkında hiçbir fikrim yok.  Bazı yerlerde bu taşların üzerine basamaklar oyulmuş ama her yerde yok. Göksel “bu yol dağcılar için söyleyeyim sana” deyip duruyor ama ben inadla “hayır olamaz mutlaka iniş var” diye ısrar ediyorum. Okları takip ederek inmeye başladım. Ama hiç kolay bir iniş değildi. Üstelik Göksel gelmedi benimle. Arıyorum bakıyorum etrafta inişe yardım edecek hiçbirşey yok. Bazı yerlerde tutunacak yer bulamadım. Üstelik fotoğraf makinamı da taşımak zorundayım.



Göksel beni durdurmaya çalışıyor ama taktım kafaya bir kere. "Çok yüksek inemezsin" diyor, "düşeceksin" diyor. Hatta arada "senin yükseklik korkun var" diyor.. Allahım yarabbim bu erkek milleti neden böyle en olmadık zamanlarda lappadanak söylerlerler. Hatırlatmak zorundamıydı sanki. Ama bende cevap hazır. "Merak etme kocacığım onu yenmek için paraşütle atlayacağım" Ben erkek milleti diye hayıflanırken Göksel kadın milleti işte diye söyleniyor. Allahım sanki dağcı gibiyim yada bir dağ keçisi gibi dimdik yamaçtan kayalara tutuna tutuna ineceğim. Etrafıma bakıyorum bakıyorum bir tane bile bizim Adam kayalardan göremiyorum. Özellikle karşı taraftaki yamaçları inceliyorum. “Allahım gözlüklerim nerede!!” Yok yok yok. Aşağıda bir tabela var adım adım indikçe daha net görüyorum. Tamam işte Adam Kayaları anlatan turistik tabela. Ama benim oradan inipte o tabelaya ulaşmam mümkün değil. Tek başına olmuyor bu iş. En sonunda bir kaya parçasının üzerinde kalakaldım. Ne tutunacak nede adım atacak yerim kaldı. Sonunda kuyruğumu kıstıra kıstıra yukarı çıktım. Dağcı değilim ki ben. Melul melul vadiyi seyrettim. Çok yakınımda biliyorum hissediyorum. Ama göremiyorum.

SONUÇ... HÜSRAN!!... Onca yolu gittim ve göremedim onları. Böyle başarısızlıkları kolay yaşamam.. Size bir şey söyleyeyim mi bence biz Adam Kayaların tepesindeydik. O yüzden göremedik. Eğer 15-20 metre daha inebilseydim onlara kavuşacaktım. Tepeden tabelayı görebildim çünkü. Eminim bir yol daha vardı mutlaka ve biz o yolu kullanmadık.. Bizi vadiye çıkartacak kanyonun içinden yürütecek bir yol, tepesine çıkartacak değil.

Yaptığım yolculuğun ve harcadığım boşa giden saatlerin üzerine Mersin’in meşhur Kızkalesi manzarası eşliğinde buz gibi bir su içeyim diye geri döndük. Yol boyunca Göksel halime hiç gülmedi ama çok sessizdi.. Çünkü ağzını açarsa halime gülecekti biliyorum. Bu geçirdiğimiz birkaç saate hiç değinmeden Mersin KızKalesi, İstanbul Kız kulesi hikayelerini karşılaştırarak gerçeğin peşine düştük.

İyisi mi siz de bu hikayeyi unutun diye size Kızkalesinin hikayesini anlatayım bari.


 

Yorum ekle

Değerli ziyaretçiler; yorum alanı spam ve IP kontrollü olup, yönetici onayı ile yayınlanmaktadır. Yazılara gönderilmiş olan yorumlar tamamen ve sadece okuyucunun görüşünü belirtir, mavielmas.com site yöneticileri yorumlarda belirtilen düşüncelerden sorumlu tutulamazlar. İçerikleriniz hiç bir şekilde TC. Cumhuriyeti yasalarında suç olarak belirtilen hususları, ticari ürün reklamı ve propaganda içeremez. Konuyla ilgili sorularını düzgün bir Türkçe ile, birden fazla sorunuz var ise mümkünse maddelendirerek yazınız. Gerektiğinde size e-posta ile geri dönüş yapılabilmem, yorumunuza gelen cevaplar hakkında bilgilendirilmeniz için lütfen isim, adres ve e-posta bilgilerinizin doğruluğunu kontrol ediniz. Yorumlarda uygunsuz içerikler yayınlanmamaya özen gösterilmekle birlikte; yayınlanmış bir yorumun içeriğinden rahatsızlık duyuluyorsa okuyucu (kişi veya kurum, kuruluş temsilcisi) tarafından iletişim bölümünden site yöneticisine ulaşarak yorumun yeniden incelenmesi ve gerekirse kaldırılması talep edebilir. Yorum alanı okuyucu ile etkileşim alanı, karşılıklı saygıya dayalı ve fikir alışverişi yapılan bir bölümdür, bu nedenle lütfen yorum alanını sadece teşekkür amaçlı kullanmayınız.
Teşekkür ve saygılarımla Mavi Elmas.


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla SEF URLs by Artio


Sunan: Joomla!. Designed by: professional joomla templates  Valid XHTML and CSS.