Yedik-İçtik-Aldık
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
G.Doğu Anadolu
Karadeniz
Mağaralar
Doğa Aktiviteleri
| Dalış/Scuba |
| Deniz İzciliği |
| Çadır Kamp |
| At Sırtında |
| Treking |
Yol Hikayeleri
Yaşamdan
Son Yorumlar
- değirmendere dört yol kokorec inanın tek gecerim b...
16.05.12 15:25
Yazan adinc - arkadaşlar onu bunu bilmem cok yerde kokorec yedim...
16.05.12 15:22
Yazan adinc - Evet Memet. ne yazık ki bu kötü haberi dün aldım. ...
15.05.12 11:29
Yazan Mavi Elmas
ZİYARET SAYACI







Neden Geziyorum?
Ülkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun.
Su Altında
Bu sefer su altına sizleride götüreyim, tek çekimlik fotoğraf makinasıyla yapılan denemelerimizi paylaşayım istedim...Bambaşka bir dünya, başbaşka hisler.. Fazla söze gerek yok.. siz de denemek istermisiniz?
| Alarahan |
|
|
|
| Pazartesi, 06 Eylül 2010 17:02 | |||
|
Alanyayı pek merak etmiyorum dedim ya. Doğru söylüyorum. İnternetten defalarca resimlerine bakmış bana cazip gelmeyen metropol bir şehir görmüştüm. Tek cazip gelen yeri oldukça sağlam görünen kalesi. Yoksa plaj her yerde var, deniz, kum ve yüksek oteller, karman çorman bir yapılaşma diye düşünüyordum. Ne kadar yanıldığımı sonraki yazılarda anlayacaksınız. Alanyaya yaklaşırken haritada bölgeyi inceleyip deniz kenarında değil de dağ eteklerinde kalmak imkanı var mı diye incelemeye başladım. Nostaljik bir yer olsun, kendine özgü bir havası olsun, sessiz sakin olsun diye bakınırken ALARAHAN tabelasını gördük. Ana yoldan 9 km. içeride bir de tarihi kervensaray ve kale varlığını okuyunca kesin kalacak yerde buluruz dedik.
Yukarı çıkışımız esnasında sağda solda bir sürü muz bahçesiyle karşılaştım. En başta ne bahçesi olduğunu anlamadım çünkü gülmeyin arkadaşlar ilk defa muz ağacı görüyordum. Alanya muz cenneti. Muzun çiçeğini de görme şansına sahip oldum. Bir de dalından koparıp yiyebilseydim tam olacaktı. Bu arada belirteyim hayatımda yediğim en lezzetli muzu Alanya'da Damlataş mağarasının orada satış yapan bir tezgahtan yedim. Madem bu kadar lezzetli muz var bu memlekette biz niye lezzetsiz ithal muzlar yiyoruz onu anlamıyorum.
Konuyu dağıtmadan Alarahan'a dönelim. Yukarı vardığımızda biz daha arabadan inmeden gözümüzün önündeki tepede yapılmış olan kaleye takıldık. “Ben doğrumu görüyorum” dedim Göksel'e. O kadar tarihi yer/kale gezdim ama hiç böylesine sarp bir tepede kurulmuş olanına ve eteklerinden itibaren döne döne yapmış oldukları surlara denk gelmedim. Oraya çıkılır mı? İnsanların burada yaşaması bile onları korumaya yetmezmiydi. Bu ne korkudur ki böyle bir kaleye ihtiyaç duymuşlar. Kale 1232 tarihli. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış. Burası İpek yolu üzerindeymiş. Yolun kenarındaki handa mola veren kervanları korumak amacıyla yapılmış. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine giriliyor.
Kaleden gözümüzü ayırmadan etrafta pek kimseyi görmediğimizden soru sormak için Kervansaraya yöneldik. Kervansaray önünde gümüş takılar çıkaran bir beyle muhabbete daldık. Kalenin ihtişamından bahsederken oda bizimle ayın şeyi düşünmüş. “Korku” dedi bize. İnsanlarda nasıl bir korku vardı ki kendilerini korumak için böyle bir sarp tepeyi döne döne surlarla çevirmişler. Biz cıkabilirmiyiz diye düşünürken kendisi daha önce çıkmış. Yaklaşık 1 saat tırmanmak gerekiyormuş. Kendi deneyimlerini anlattı bize. “Yukarı çıkıyorsun ya. Arkadaş o kayayı da yontmamışlar yani o kayadan duvar yapmak yerine. resmen bir yerlerden malzeme çıkarmışlar. Esirler yapmışlar belli. Kim bilir ne canlar yanmıştır. Ben severim böyle şeyleri. Hatta çıkarken bile sesler duyabiliyorsun. Beyninde canlandırabiliyorsun. İşi biteni atmışlardır aşağıya. Böyle çıkıyorsun belirli bir yerde ok işaretleri var. Onları takip etmen lazım. Ben o zirveye yakın biryerde dikkat etmedim çok tehlikeli olabiliyor. Taa o zirveye bayrağın oraya kadar çıkabiliyorsun. Ama şu taraftan o çayın aktığı yerden işte oradan oturup seyretmek hepsine bedel. Çay yokmu çay oradan geliyor. En tepede babanın evi.Yani bugünkü ağa kesin oradadır. Döşemesine baktım ben tek tük kalmış. Parçalar,kalıntılar var.Tepede köşk ve hamam kalıntıları arasında geziyorsun. Hamam inşa etmişler oraya. Suyu nereden getirmişler. Şimdi şurada aşağıda zeminde o hamamlar var. ŞU iki dağın arasını görüyorsun değilmi. Belirli senelerde fazla su taşkınları oluyormuş ekinleri mahvediyormuş. Taa oradan saptırmışlar suyu taa o senelerde. Ufak tefek çalışma değil. Bulunduğumuz yer örneğin, düz zemin değilmi burayı yont anlarım. tamam buraya bir şey demiyorum. Ama o yukarı çıkarken bazen tutuna tutuna çıkıyorsun bazı yerlerde. O adamlar oraya o taşların nasıl taşımışlar. Nasıl yontmuşlar. 120 basamak var." Biz tepeyi tırmanmayı düşünüyoruz ya beyefendi çıkmayın dedi. 'Ama böyle olmaz bu iş.. mesela bu civardasın değil mi buraya geleceksin düzgün ayakkabı ile terlik olmaz. buraya kadar gelmişken oraya çıkmak gerekiyor. Buraya tam teşekküllü gelmek lazım. Suyun olacak, havlun olacak,spor ayakkabın, aydınlatma fenerin. Oraya başka gözle bakacaksın. Sadece kaya olarak bakacaksan hiç gitme yani Fakat tepeden manzara muhteşem. Herşeye değer."
Aslında biz tam teşekküllü hazırdık. O anda ayağımızda sandaletlerimiz şortlarımızla karşısında dursakta arabamızda tırmanışa uygun bütün malzemelerimiz hazırdı. Yine de gözümüz o sıcakta oraya çıkmayı yemedi. Çıkıpta akşam karanlığına kalmak var. Kaleyi uzaktan seyretmeyi yeğleyip Kervansarayı dolaşmayı tercih ettik.
Kervansaray birkaç yıl önce onarılmış. Yap işlet devret sistemiyle şu an restaurant olarak kullanılıyor. Adam bize hemen birkaç açıklama yaptı.Giriş kapısının hemen yanındaki hamam, hayvanların bağlandığı yerler ve yolcuların kaldığı odaları gösterdi. Bu yap-işlet-devret sistemini gezip gördükçe daha çok benimsemeye başlıyorum. Harabe olan yerler en azından bir şekilde orjinaline uygun tadilat görüyor ve kurtuluyorlar.
Han kaleye 800 mt. Uzaklıkta Alara çayının kenarına yapılmış. Büyüklüğü yaklaşık 2000 metrekare. Girişte aydınlatıcı bilgiler vardı. Yapının onarımı sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzalarını özellikle belirtmiş. Taşçı ustaları yonttukları taşlara kendilerini simgeleyen işaretler koymuşlar.Yapıya uğur ve sonsuzluk getirdiğine inanılan bu işaretlere Roma ve Bizansta çok kullanıldığı halde Türk yapılarında çok nadir rastlanırmış.
Alaaddin Keykubat, Alanya`daki kitabelerde kendisini "Kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi" olarak nitelerken, Alarahan`daki kitabesinde "Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin fatihi" ünvanını da almıştır. Alarahan ipek yolu önemini kaybedince derviş barınağı olarak kullanılmış
Daha sonra karanlık olan hanın içini dolaştık. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar var. Bunlar yolcuların kalacağı odalarmış. Restaurant bölümüne gelince burada Türk geceleri fasıl akşamları düzenlendiğini öğrenince pek beğendim. Hakikaten tam böyle bir geceye uygun bir yer.
Yolun sonu bizi bir mesire yerine götürdü. Alara çayı kenarında çok hoş kır lokantalar yapmışlar. Sağımızda ise büyük bir kervansaray varlığıyla göz dolduruyor. Kır lokantaları kısmı haricinde ise çay kenarı piknikçilerle doluydu. Çayda bulaşık yıkayanlar, yüzenler, bir yandan mangal yapanlar herkes karman çorman. Görüntü hoşuma gitmedi. Düzenleme güzel yapılmamış. Görüntü kirliliği daha çok vardı çay kenarında.
Biz handan çıkarken akşam böyle bir geceye katılsak fikrini tartışırken birden davul zurnalar çalmaya başladı. Ne oluyor dememe kalmadı baktım gelen bir turist kafilesi, çalanlarda karşılama komitesi.. Kaşlarımı çatıp surat astım tabi. Elin oğlunu davulla zurnayla karşılıyorlar da ben de geldiğimde orada bekliyorlardı beni niye karşılamadılar. Arabanın plakası 41 diye mi??
Kalmıyorum ben burada Türk gecesine falan deyip ne alışveriş yaptım ne de davul zurna çaldıran lokantada oturdum. Döndüm geriye istikamet doğru Alanya.. Bazen çok kaprisli bişey oluveriyorum =))
|






Bu sene leyleği havada gördük biz. Görmek yetmedi kanat takıp peşine takıldık adeta. Bazen hızlandırılmış tur yaptık her yeri keşfetmek merakıyla, bazen ise durduğumuz yerde yerimizde saydık güzellikleri içimize sindirircesine. Ama en sonunda bizim leylek bizi aslında pek de merak etmediğim Alanyaya doğru uçurdu bize ise sadece onu takip etmek düştü.














