Yedik-İçtik-Aldık
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
G.Doğu Anadolu
Karadeniz
Mağaralar
Doğa Aktiviteleri
| Dalış/Scuba |
| Deniz İzciliği |
| Çadır Kamp |
| At Sırtında |
| Treking |
Yol Hikayeleri
Yaşamdan
Son Yorumlar
- değirmendere dört yol kokorec inanın tek gecerim b...
16.05.12 15:25
Yazan adinc - arkadaşlar onu bunu bilmem cok yerde kokorec yedim...
16.05.12 15:22
Yazan adinc - Evet Memet. ne yazık ki bu kötü haberi dün aldım. ...
15.05.12 11:29
Yazan Mavi Elmas
ZİYARET SAYACI







Neden Geziyorum?
Ülkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun.
Su Altında
Bu sefer su altına sizleride götüreyim, tek çekimlik fotoğraf makinasıyla yapılan denemelerimizi paylaşayım istedim...Bambaşka bir dünya, başbaşka hisler.. Fazla söze gerek yok.. siz de denemek istermisiniz?
| Titreyen Göl/Manavgat |
|
|
|
| Cuma, 03 Eylül 2010 18:09 | |||
|
Sigarasını benimle paylaşan Marmaris-İzmit muhabbetini yaptığımız amcam Manavgat Side arası işleyen minübüsün şöförü çıktı. “Manavgat uzak mı” soruma “yok kızım 5-10 dakikalık yol” deyince hemen sırt çantamı açıp haritama baktım. Doğru çok kısa mesafe görünüyor. Bir müddet sonra baktım beyamca müşterilerini toplamış, kalkmaya hazırlanıyor bende sırt çantamı kaptığım gibi “hadi beni de Titreyen göl’e atıver” dedim.
Minübüste çok sayıda turist de vardı. Hepsinin de kollarında buralarda görmeye alıştığımız renkli bileklikler var. Bu bilekliklerin üzerinde otel isimleri yazıyor. Amcam bir yandan bilgi verirken bir yandanda şikayet ediyor. Titreyen göl, Sorgun tarafı genellikle tesislerle, büyük otellerle doluymuş. Turistler bilekliklerini gösterip ona göre minübüse binerlermiş. Ama bazı otellerden hem Side de hem de Titreyen Gölde tesisi varmış. Hatta bazılarının 3-4 tane. Geçenlerde gece vakti son seferini yaparken bilekliklerindeki otele götürmüş. Meğer yanlış yerde ki otelmiş. “Ya bu yabancıları anlamıyorum”dedi. “İnsan kaldığı otelin bulunduğu yeri bilmez m Gece vakti başka seferde yok kalktım taksi çevirdim onlara. Artık o da 30 mu 40 Euromu ne aldı.” Otellere kızgın. “İnsan bari bu bilekliği yapıyor ya rengini farklı yapar ya da yanına neredeki otel olduğunu yazar.” Gerçektende beyamcanın söylediği gibi yol boyu son derece güzel tesisler dolu. Tatil köylerinin bir kısmı ağaçların arasında sanki insanlar gelsinler saklansınlar diye yapılmış. Modern tesis, tatil köyü cenneti sanki. İlgi ve beğeni ile çevremi seyrederken Titreyen göle geliyoruz. Amcam beni indirip bir de yol gösteriyor. “Şuradan gir doğru plaja inersin. Gezdikten sonra yine buraya gel ve Manavgata giden minübüslere bin”
Amcama eyvallah deyip bahsettiği plaja iniyorum. Ama burası deniz. Manavgat cayı denize dökülüyor ama ben denizi değil gölü görmek istiyorum.
Çarşı içinde bir de sapı kopan çanta macerası yaşıyorum. Görüntüsü güzel olsada işlevsel ama kalitesi düşük bir sırt çantasına sıkı pazarlık sonucu 70 tl. veriyorum. Kaliteli olsa 3 katını vereceğim ama bu yolculuğun sonana kadar dayanabilse ne mutlu bana. Bintane söylendim ama sapı kopuk çantamı gördüler ya kesin alacağım gözüyle bakıp pazarlığı turist gözüyle yaptılar. Allahın kazıkçıları.
Yeni sırt çantamla güle oynaya göl kenarına gittim. Deniz kenarı plaj tıklım tıklım doluydu. Göl kenarı ise daha sessiz ve sakin. Oturup çayımı için bir yandan da hafif rüzgarda göl yüzeyinde oluşan titremeleri, adeta ürpermesini seyrediyorum. Rüzgarın üzerinde oluşturduğu bu minik dalgalanmaları yüzünden titreyen göl deniyor. Mutlaka bu gölün de bir hikayesi vardır diyorum ama bilen kimseyle karşılaşamadım. Demek ki yok.
Aslında burası bir göl değil. Manavgat çayının bir kolu denize dökülmeden önce akıntısı yavaşlayıp epey bir genişlemiş doğal olarak göl gibi bir görüntü oluşmuş. Ortam son derece sessiz ve sakinken bir zamanlar sivri sinek dolu, bir bataklığın nasıl olupta böyle turizme kazandırıldığını düşünüyor ve bunu yapanları tebrik ediyorum.
Ben keyifle manzaramı seyrederken Side’de serin bir cafede bıraktığım Göksel arıyor telefonla. “Ben bu sıcakta dolaşamam kafamı dinleyeceğim” diyen cafe kuşu sıcaktan ayılıp bayıldım mı diye merak etmiş. İçtiği buz gibi limonatayı nispet olsun diye höpürdeterek içerken “ben Manavgatta Titreyen Göl kenarında ağaçların gölgesinde oturuyor, gölde oltasıyla balık avlayanları seyrediyorum” deyince nasıl olduda o höpürdettiği limonata boğazına kaçmadı anlamadım. Gelip beni alsana teklifime “Sen hiç yorulmazmısın” deyip sıcakta yerinden kıpırdamayı yine red edip (aslında nasıl gittiysen öyle dön dedi de bu kibarlaştırılmış hali) bana yine Manavgat minübüsüne binip şelaleye çıkmak zorunluluğu doğdu. Oysa gelseydi ona Şelale manzarasında ve serinliğinde balık ısmarlayacaktım. Rüşvet bile cazip gelmedi sıcaktan mayışmış kocama.
Ben Manavgat’ı küçük bir yer olarak beklerken minübüsten indiğimde bankaları, alışveriş merkezleri, çarşıları ile büyüyen bir kent çıktı karşıma. Manavgat çayı, kent merkezini adeta ikiye bölmüş. Gezinti tekneleri yolcularını alıp turlara çıkıyor. Sağı solu yeşillikler içindeki görüntü bana adeta Dalyandayım izlenimi uyandırdı. Tek fark buradaki çayın rengi yemyeşil.
Aslında tekne turları 3-4 saat sürüyor ve çay boyunca şelaleye kadar gidiyormuş. Göksel yanımda olsa bu sıcakta tekne gezintisi iyi giderdi.
Manavgata 4-5 km. uzaklıkta ünlü Manavgat şelalesi var. Maalesef fotoğraflarım bir aksilik sonucu flaş belleğe yüklenirken eksik yüklendiğinden ben de bunu maalesef makinamdaki fotoğrafları sildikten sonra farkettiğimden Manavgat ve Şelale fotoğraflarını yayınlayamıyorum. Ama küçük bilgiler vereyim.
Manavgat şelalesi beklediğim gibiydi. En fazla 3-4 metrelik bir falezden ama geniş bir biçimde dökülüyor. Daha önce görmüştüm bu şelaleyi. Sırf fotoğraflarını çekeyim diye gelmiştim ama onu da yayınlamak nasip olmadı. Boşa gittim diyemeyeceğim yıllar sonrada olsa şelaleyi, suya eğilmiş çınar ağaçlarını görmek o gürül gürül ve kuvvetli sesini dinlemek iyi geliyor insana.
Hızlı bir şekilde Sideye Göksel’in yanına dönüp, alnımda dökülen terlerimle soluklanmak için oturmaya kalktığım anda Göksel “kaç saattir oturuyorum Güneşte batıyor artık hadi yürüyüş yapalım” demez mi... Bir kocanın planlı intikamı bu olsa gerek. Gıkımı bile çıkaramadım tıpış tıpış peşine takıldım.
|






Manavgat gezintim Sidede geçirdiğim zaman içinde aniden baş gösterdi. Keyif için çekçeke binmiş aşağı yukarı dolanırken eski garajda büyük ağacın altında sıcaktan soluklanmak için mola verdiğim sırada yanımda oturan beyamcayla muhabbetimizde oluştu bu fikir.







