Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Didim, Altınkum ve Apollan Tapınağı PDF Yazdır E-posta
Pazar, 30 Ağustos 2009 09:45

ImageAslında benim hayalim Bafa gölüne gitmekti. Bafa gölünde gün batımını seyretmek, belki akşam üstü bir göl turu yapmak, sakin sessiz nefis bir iki gün geçirmekti. O niyetle yola çıktık ama göl kenarından giderken gölü seyretmeye dalıp tabelaları kaçırınca Bafa gölünü teğet geçmiş olduk. Tekrar geri dönmektense Ceren’ in yüzme hayallerini gerçekleştirmek için Türkiye’nin en güzel plajlarından biri olduğu söylenen Altınkum tabelasına çevirdik direksiyonu.

 

 

 

Akşam üstü saat 18:00 gibi vardık Altınkum’a. Kendimize kalacak otel bile bakmadan yerinde zıplayan Ceren’i plaja yetiştirelim istedik. Ne de olsa akşam saati geldi. Sahil kesimine araba girmesi yasak dedikleri için biraz daha yukarıda bıraktık arabayı.

 

Önce kenarda yarı taş yarı kumluk küçük plajlarda yüzenleri görünce  “ Altın kum burası mı acaba?” diye düşünsekte biraz daha yürüyünce teknelerin kalkış noktalarına geldik. Baktık bikinili, mayolu hanımlar karşı istikametten geliyor “doğru yol burası heralde” dedik. Sabah yola çıkan tekneler yeni dönüyordu gezintiden  pek bir kalabalık vardı.

 

Ben Side’ye kadar hemen hemen bütün Ege ve Akdeniz gezmiş olsam da Didim’e daha önce hiç gelmemiştim. Daha ziyade gezi kitaplarından okuyordum Didim’i. Yeni gelişmeye başladığı dışında da pek bir şey yazmıyor zaten kitaplar.  Marmaris gibi cıvıl cıvıl bir yer bekliyordum beklediğimde çıktı. Tekne turlarına özlemle baktım ama sadece iki gün geçireceğim bir yerde tekne turu ile vakit kaybetmek de istemiyorum. Hele Yunan adalarının turları yok mu. Of diyorum of.

 

Biz hızlı hızlı sahil boyu yürümeye devam ediyoruz. Biraz sonra ilerde rengarenk bir görüntü. bir kalabalık bir kalabalık anlatamam. “Doğru mu görüyorum” diyorum azıcık şaşkın. “Evet doğru” diyor eşim. “Saat kaç” diyorum “Yediye geliyor”  diyor. Tanrım kocaman bir plaj ve iğne atsan yere düşmeyecek neredeyse. Kum gibi insan kaynıyor. Renk renk güneş şemsiyelerinden kumsal adeta görünmez olmuş. Öğlen saati nasıldı acaba burası diye merak ediyorum. Gerçi bu saatler denize girilecek en güzel saatler ama yine de bu kadar kalabalık beklemiyordum.

 

Koca plajı yürüye yüreye kendimize bir boşluk bulmaya çalıştık. Tam kafamızda hem soyunma kabinlerine yakın hem de ferah bir yer bakarken Ceren’in çantasına takıldım kaldım.  Gözlerim kocaman kocaman açıldılar “Ceren çantan nerde’ diye asabi bir ses çıktı benden. “Ne çantası?” “Ne çantası olacak plaj çantası” Hanfendi plaj çantasını alacağına kol çantasını takmış koluna. Makyaj yapıp denize girecek heralde. Tabi Ceren de dudaklar büküldü, gözler yaşardı. “Şimdi siz denize gireceksiniz ben seyredecekmiyim” gibilerden duygusal bağlantılar kurmaya başladı. Bense sadece kendi kendime söyleniyorum. “Koşa koşa gidip alayım” diye bir teklif de geldi ama gidip gelene kadar bir saat geçer. Oturdum bir banka kara kara düşünüyorum ne yapacağımızı. Ceren dokuz yılda gördüğüm en masum hallerini takınmış oturuyor. En sonunda Göksel “Şu dükkanlarda satılmıyor mu  gidip bir baksanız” demesiyle Cerenle fırladık. Bugüne kadar var olan bikinilerine bir de fıstık yeşili etekli bir bikini ekleyerek şakıya şakıya döndük bu krizi de atlatmış olduk.

Altınkum plajı çok güzel. Vakit ilerledikçe tenhalaşmaya başladı. Ben kalabalık plajları çok sevmem mecbur kalmadıkça da girmem ama su tam ailece girilecek cinsten. Git git boyu geçmiyor. Oldukça sığ berrak bir denizi var. Her ne kadar Ceren’in derinlere açılma hayalleri suya düşmüş olsa da keyifliydi çok eğlendik.

Deniz faslı bittikten sonra artık hava kararmasına yakın kendimize otel aramaya başladık. Didim, Akdeniz ve  Ege’deki diğer ören yerlerine göre ucuz geldi bana. Otel ücretleri 20 den başlıyor yukarı doğru tırmanıyor. Genelde sezonluk apart daireler çoğunlukta. Birileri konuşuyorlardı günlüğü 60 a tutmuşlar. Bir aile gittiğinizi düşünürseniz ya da birkaç arkadaş olduğunuzu oldukça uyguna geliyor. 5 yıldızlısına kadar pek çok otel seçeneği her gidenin kesesine göre bir yer bulma imkanı var yani. Biz Altınkuma yakın olsun, yürüyerek sahile inelim diye yakın bir yerde otel tuttuk.

Didim’in gece hayatı ise canlı. Akşam yemek yemek için sahilde turlarken  her yerin dolu olduğunu farkettik. Barlar eğlence yerleri tıklım tıklım. Kordon da öyle pek kalabalık. Yalnız Türk’lerden çok İngiliz vardı sanki. Sahilde onlarca satıcı tezgahını açmış müşteri bekliyor. Bu arada pek çok şeyin fiyatı tarafımdan Marmarise oranla uygun bulundu.  Gündüz iğne atsan yere düşmeyen plajda, akşam karanlığı ile birlikte gençler grup olmuş mehtap keyfi yapıyor. Keyifliydi Didim gece yönünden. 

Didim’de ABOO dondurmacıları meşhur sanırım. Sahil kenarındaki ABOO dondurdurmacısı dışında bir de merkezde gördüm.. Meşhur olan dondurma mı yoksa dondurmacının “ABBOOO noluyor ordaaaa!!” diye bağrınıp dondurmayla oyunlar yapması mı bilmiyorum.  Ama oturup adamları seyrediyorsun yani =))

 

Ertesi  gün Didim’in keyfini çıkardıktan sonra etrafta nerelere gidebiliriz diye araştırmaya başladık. Yakın çevrede Bafa gölü, benim merak ettiğim Akbük, meşhur Apollon tapınağı antik kent olarak da Milet ve Prienne antik kalıntıları var. Hava fazla sıcak olduğundan en yakında ki Apollon tapınağına uğradık. (Milet ve Prienneyi gezmeyi düşünmüyorduk ama yine dayanamadık gezdik)

 

O kadar gezdim gördüm de böyle ihtişamlı kocaman diye tabir edebileceğim tapınaklar çok nadir gördüm. Dünyanın üçüncü büyük tapınağındayız. Sütunların büyüklüğünü, Tapınağın anıtsal boyutlarını anlatamam. Fotoğraflarda küçük görünüyor ama kendinizi kısacık cüceler gibi hissediyorsunuz. Sanki devler ülkesine ayak bastık.  Dört tarafı yedi basamaklı merdivenlerle çevrilmiş bir platform üzerinde kurulmuş .

 

Tapınağın girişinde bizi Medusa başı heykelleri karşıladı. Medusanın özel bir yeri var benim için. Neden bilmem Medusa lakabı takılmıştı bana uzun yıllar önce ve hala Medusa Elmas olarak taşıyorum bu lakabı. Ne zaman sinirlensem “Tamam Medusalığı tuttu yine ” derler. Böyle bir yer altı kötülük Tanrıçası bir Gorgona neremi benzettiler bilmem.  Ne başımda yılanlar var nede gözümden insanları taşa çeviren bakışlarım var – desem de Medusa lakabının sinirlenince çok kötü bakışlara sahip olmamdan kaynaklandığını hatırlıyorum- Neyse sonuçta gördüğüm en güzel Medusa tasvirine sahip bu kabartmalar. Yerebatan sarnıcında da vardı aynı böyle ama bunlar daha güzel.

 

Medusa Didim'in en önemli sembollerinden biri olmuş. Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülükten koruması için Medusa kabartmalarıyla kullanırlarmış. Yunan mitolojisine göre yeraltı dünyasının 3 dişi  canavarından biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahiptir. Apollan tapınağına muhtemelen bu mantıkla kötülüklerden koruması için Medusa başlarıyla süslemişler.

Apollon tapınağı yaklaşık 20 mt. boyundaki tam 120 sütundan oluşmuş. Sütunların arasında gezdikten sonra iki yanda eğimli birer dehliz gördük. Bu dehlizler nereye çıkıyor diye girdik baktık kocaman bahçe gibi bir yere çıktı. Meğer Naos denilen tapınma heykellerinin bulunduğu alana çıkıyormuş.  Bu alanda Apollon mabedi varmış. Bir zamanlar etrafı duvarlarla çevrili kocaman bir bahçe ortasında şırıl şırıl bir pınar akıyormuş ve dış tarafı tapınağa benzeyen  sütunlu küçük bir bina varmış. Bu bina içinde Oraki (yani kahin) varmış.

 

Meğer burası bir bilicilik (falcılık) merkezi imiş. Zaten Didim tarihte de bu şekilde ünlenmiş. Eski çağlarda , kehanette bulunma ve olaylari önceden görme, fal bakabilme becerisinin Kehanet tanrisi Apollon tarafindan insanlara verildigine inanılmış. Bu yüzden Anadolu'nun birçok yerinde, bu Tanriya adanmis tapinaklar yapılmış ve bu tapınaklardaki rahiplerler rahibeler kendilerine danismaya gelenlere, gelecekten haber verirlermiş. O dönemlerde en küçük köylüsünden Kralına kadar hepsi kehanetlere başvururlarmış. İşte Didim de kısa sürede kehanet yönünden önemli başarılar göstermiş ve ünlenmiş.  


Aslında bunun birde Efsanesi var. Efsaneye  göre; Tanri Apollon bir gün, Didim yöresinde çobanlik yapan Brankhos'a rastlamış. Ondan çok hoslanmış ve ona biliciligin (kehanetin) sirlarini ögretmiş. Çoban Brankhos, bugün Apollon Tapinagi'nin yerinde bulunan yerde defne ormani ve su kaynaginin yaninda, Apollon adina ilk tapinagi kurmuş. Zaman içinde Brankhos soyundan gelenler çok uzun süre Apollon Tapinagi'nin yöneticiligini yapmışlar. Hatta Lidya Krali Kroisos da (Karun), Pers ülkesine saldirmadan önce bilicilere basvurmus. Ancak kendince bir kurnazliik yaparak; dönemin bütün ünlü kehanet merkezlerine elçiler göndermis ve rahiplerden, kralin o anda ne yapmakta oldugunu bilmelerini istemis. Dogru cevap, yalnizca Didim Apollon'undan gelmisti. Kroisos da, Perslerle girisecegi savas öncesinde Delphoi rahibine danismayi seçmisti. Ancak biliciler, anlasilmasi güç ifadeler kullanir ve açik bir yanit vermekten daima kaçinirlarmış. Kroisos da, Pers Kralligi'na yapacagi saldiri sonunda, büyük bir imparatorlugun yikilacagi yanitini alinca, hevesle sefere girismiş. Ancak sonunda yikilan, Lidya Kralligi olmuş.

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML