Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Dikiliden Çandarlıya PDF Yazdır E-posta
Cuma, 12 Haziran 2009 22:35

ImageUzun zaman önce çok sevdiğim bir kız arkadaşım , her yaz gittiği ve  tatilini geçirdiği Dikili’den bahseder, öve öve bitiremezdi. Bende gözümde hep Dikili’yi canlandırmaya çalışırdım. Aradan oldukça uzun zaman geçti-Yaklaşlık 20 yıl-. Geçen sene yıllardır içimde kalan bir merak tekrar tozlu raflarından gün ışığına mı çıktı, yoksa haritada gördüğüm Dikili yazısı içimdeki eski merakı mı canlandırdı bilmiyorum ama kendimi birdenbire Dikili’de buluverdim.

 

 

Bir yeri gezme amaçlı gittiğim zaman en çok sabahın erken saatlerini seviyorum. Özellikle sahili olan yerlerde hemen simit poğaça alıp, çay bahçesinde sabahın demlenmiş o ilk çaylarını yudumlamak. Havanın kokusu da asıl o zamanlarda belli olur. Her yerin imbatı, her yerin rüzgarı, denizi, yosunu ayrı kokar. Kendine hastır onları birbirinden ayıran o incecik fark. Daha insan kokusu ve gürültüsü sinmemiştir çünkü havaya.

 

Dikiliye de işte sabahın o en güzel saatlerinde varınca kendimi sahiline atıverdim. Fırından yeni çıkmış sıcacık simit, poğaça ikilisi ve bizim gibi kahvaltısını henüz yapmamış bize eşlik etmeye kararlı sarı kedicik Handan –bu ismi ben koydum inşallah dişidir- ile birlikte sahil bandında uzun bir yürüyüş yaptık önce. Burası antik çağda Pergamon’un limanı. İtiraf etmeliyim ki Dikili  biraz düş kırıklığı yaşattı bana. Sahil şeridinin üzerinde koca koca siteler, binalar bana yazlık bir belde değil yaşanılan büyük bir şehir izlenimi bıraktı. Dikilinin en büyük şanssızlığı kuzeye doğru uzanan sahilinde nerede boşluk bulsalar kendilerine yazlık ev yapmaya meraklı vatandaşlarımızın burayı mesken haline getirmiş olması. Eh bunun geri dönüşümü de doğallığını kaybetmek olmuş. 


 

Deniz kenarında bulduğum çay bahçesinde, henüz denizden yeni dönmüş kayıklarında ağlarını boşaltan balıkçıların dibine tezgah kurdum. Taze balık kokusu denizin kokusuna karıştığında, işte biraz olsun düşkırıklığımı içimden attığım an oldu. Saydım 13 kasa balık çıkardılar küçüçük tekneden. Çeşit çeşit balıkların hünerli ellerle ağlardan kurtulup çırpınışları eşliğinde kasalara dizilmesini izlemek bambaşka.

 

Fazla oyalanmanın, burada zaman geçirmenin çok fazla gereği olmadığını düşünerek tekrar yollara düştük. Bu sefer planlı değil planlı olmayan bir yerlere gideceğiz. Elimde harita yol güzergahımızın üzerindeki yerleri tararken  harita da çok uzak olmayan Çandarlı ismi lisede ki tarih derslerinden kalma bir çağrışım yaptı bana. Çandarlılı Halil Paşa Ve Çandarlı kalesi. Cenevizlilerden kalma hala sağlamlığını korumuş kalelerden birinin Çandarlı da olduğunu biliyordum. Daha ziyade köy yeri beklentimiz olduğu için yarım saatlik bir kale gezintisi vermek üzere Çandarlıya yönelttik rotamızı.

Çandarlının kalesi

Beş tanedir kulesi

İzmirin incisidir

Dikili nahiyesi

 

 

Çandarlıya girip, kendimize park yeri ararken etrafımı seyrettiğim kadarıyla  hafiften utandım. Köy yeri mi demiştim? -Değil. Aslında evet yazlıkları çıkarırsan muhtemelen gelişmiş bir köy kalır geriye. Ama sahiline kumsalına mimarisine baktığında şirin sakin bir tatil beldesi olmuş artık Çandarlı.

 

Arabayı park ettikten sonra inip şöyle bir denize ve denizin ortasındaki minik adaya bakayım dedim. Manzara hoşuma gitti. Daha sonra bu adanın isminin Eşek adası olduğunu öğrendim. Hatta içinde eşek varmı dedim Çandarlı hakkında sohbet ettiğim Akın beye. Yok dedi. Eskiden hayvanları bırakıyorlarmış ama şimdi yok.

Yol kenarındaki balık halinin yanındaki karpuzcuda oturmuş karpuzcuyla ayaküstü muhabbet yaptık. Gazeteci sandılar beni. Gülümsedim. “Keşke öyle olsam ama değilim” dedim. Şikayetleri varmış. Her yere söylemişler ama bir netice alamamışlar. Balık halindeki balıkçılar temizledikleri balıkların  bütün pisliklerini denize atıyorlarmış. Deniz kirleniyormuş. “Çok büyük bir hal değilki. Birkaç balıkçı ne kadar pisletebilir. Balık artıkları zaten denizde yine balıklar tarafından yok edilmiyor mu?” dedim. Koku oluyor ve artıklar plaja kadar gidebiliyormuş.

 

Merak ettiğim Çandarlı kalesine gittik ilk önce. 13.14 yy. larda yapılmış bir kalenin böylesine hala ayakta dimdik kalması hayranlık uyandıracak bir şey. Sanki yeni yapılmış gibi bir canlılığa sahip. Çandarlı'nın eski ismi ‘Pitane’  Yani ‘kadın kenti’, ‘kraliçe kenti’. Bu anlamda Amazon kadın savaşçıların burada ki egemenliğinden geliyor. Pitanenin kurucusu olmuşlar.

 

Çandarlı Halil Paşa nın ise özel bir yeri var burada. Türkler deniz kıyılarından uzak durup bozkır hayatını tercih ettiğinden Halil Paşa kaleyi alıp yeniden inşaa ettirmiş. Türkler denizcilik bilmese de 5 burçlu 16 m. Yükseklikteki kale onlara güvenilir gelmiş ve buraya yerleşmeyi kabul etmişler. Böylece kenti Türk yerleşmesine açan Çandarlı Halil Paşa olmuş

Kaleden indim demiş

Ceplerim dolu yemiş

Yare yolladım yememiş

Kendisi gelsin demiş

Cenevizliler hem Foça’ya hemde Pitane’ye kendilerini korumak amacıyla görkemli kaleler inşa etmişler. Rivayete göre Çandarlı kalesine Foçadan taş getirtilmiş ve kölelere taşıttırılmış. İşin çabuk olmasını sağlamak için de en çok taş taşıyan kölenin azad edileceğini söylemişler. Köle azad edildi mi bilmem ama taşlar güzel taşınmış onu görüyoruz. 

 

Çandarlı hakkında edindiğim bilgilerin çoğunu Akın YAŞAR ile ettiğim sohbet sırasında ve getirdiği kitapçıktan öğrendim. Akın YAŞAR Çandarlılı ama Marmariste yaşıyor. Burası Barbaros mahallesi. Bu tarihi binada 1859 yapımı Çandarlının tarihi evlerinden biri ve Akın beylere ait. Aile evi daha doğrusu.  Şu an kimse oturmuyor. Bu bina bir zamanlar Çandarlı'da yaşayan en zengin Yunanlınınmış.  Kendisinin aynı zamanda Çandarlı da zeytinyağı fabrikası varmış.

 

Zeytinyağı fabrikasıda burası. Şimdilerde belediyenin. Burayı restore falan etmemişler öyle taş bina olarak kalmış. Yan taraflarında otel kısmı kafetaryası  falan var. Şu an kullanılmıyor yani. Bence restore edilse daha hoş olur. Bu iki bina da tarihi bina olarak hizmete açılabilir. Gezintim boyunca Çandarlıda restore edilmiş tarihi bina göremedim. (Belki vardır da ben göremedim)

 

Kale gezintisinden sonra planladığımız gibi dönmeyip  biraz yürüyüp etrafı kolaçan edelim dedik. Zaten bu gezi, planların gerçekleşmemesi olarak seyehat günlüğümüze damgasını vurdu. 

 

 

Geldiğimiz istikametin tersi bir yürüyüş yaptığımız halde kendimi yine sahilde bulunca şaşırdım. Biz tersemi döndük diye düşündüm ama deniz farklı ve denizin ortasındaki minik adacıkta görünmüyor. Çandarlı yarımada şeklinde bir ören yeri imiş.  İki taraftada güzel bir plaj ve denize girebilme imkanı var. Sahil kenarında plajlar ve çay bahçeleri sıralı. Benim için tabi bu benim kişisel düşüncem Dikili’den kat kat güzel geldi bana. Neye niyet nereye kısmet oldu.

 

Bu kıyafetler çarşaf mı diye düşünsem de kıyafetin ismi Kıvrak. Çandarlıya özgü yöresel kıyafetleri. Farkı ne diyeceksiniz isteyen giyebilir diye kolları var bunun. Ama kimse kollu giymiyor genelde başlarına takıp yürüyorlar. Şimdilerde pek kullanan yok ancak çok eskiler. Eski adetleri pek günümüze gelmemiş ama birkaç tanesini görmeyi isterdim. Eskiler demişken aklıma geldi okuduğum eski geleneklerinden biri çok dikkatimi çekti. Mesela evlilik çağına gelmiş delikanlı babasının ayakkabısını eşiğe çivilermiş. Gitti ayakkabı. Pilava kaşık saplamak gibi bir şey.

 

Çandarlı da beklemediğim güzellikte plaj vardı. Nereden baksan 2 km. uzunluğunda kumluk plaj halkın kullanımında. Biz gittiğimiz de çok kalabalık değildi ama yazın epey bir kalabalık oluyormuş.

 Sitelerin oradan yol uzanıyormuş Deniz köy diye bir yer varmış orada. Onun ucunda iki üç tane ada varmış. Devam ediyorsun  Bademli koyları geliyor ondan sonrada Dikiliye geçiyormuşsun. Oraları da gezmemi tavsiye etti Akın bey. Bir daha  yolum düşerse mutlaka deyip yine not alıyoruz. Bir gezintiyi de böyle bitiriyoruz.


 


 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML