Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 17 Ekim 2009 10:34

ImageÜlkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve  tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun. Ben gezdikçe bunların önemini daha da farkediyorum.

 

İzmir gezimizde benim gönlümün sultanı her zaman Efes Harabeleri'dir. Eğer yolum oraya düşerse mutlaka uğrayıp o muhteşem, görkemli  mermer yapıların arasında dolaşmayı isterim. Burayı gezmekten hiç bıkmayacağım sanırım.



Bu yılki İzmir gezintimizi Efes Harabeleri, Meryemana Evi ve Yediuyuyanları kapsayacak biçimde düzenledik. Yediuyuyanlar'ı daha önce anlatmıştım.

Efes’e giriş (20 TL) Müze Kart parasına. Gezerken Efes hakkında bilgi edinmek içinde girişte Audibook’lar  (sesli kitaplar) kiralanıyor (10 TL) Bence bu gezintide mutlaka kullanılmalı. Koskaca harabeleri tek tek anlatmak istemiyorum İnternet'te o kadar çok ayrıntılı anlatım var ki.  Bunun yerine kısa kısa benim en çok dikkatimi çeken ya da en çok sevdiğim yerlerden bahsedeyim istiyorum.

Unutulmaması gereken şey Efes kesinlikle öğlen sıcağında gezilmemeli. Güneş korkunç yakıyor ve kararıyorsunuz. Zaten ben kendimi o mermerlerin içinde kaybettiğim için zamanın nasıl geçtiğini de anlamıyorum.


Harabelere girer girmez ilk dikkatimi çeken tabi ki görkemli tiyatrosu ve mil taşları. "Mil taşları ne ki ?" demeyin. Çoğu insan o kadar görkemli yapıların arasında bu bir kaç taşa önem vermiyor, atlıyor ama ben hayranlıkla seyrediyorum. Efes harabelerinin tarihi  M.Ö.' döneme uzanıyor. Hellenistik dönem ve Roma dönemi en ihtişamlı dönemi. Şu anda (30.000) nüfusu olan Selçuk'a bakıp o dönemde buranın nüfusunun (200.000) kişiyi aşmasına ne demeli bilmiyorum. Ve bu dönemde her yere mermerden anıtsal yapılarla donatmışlar. Mil taşları ise bizim bildiğimiz kilometre levhaları. Antik dönemde şehirler arasındaki uzaklığı belirten yolların kenarlarına dikilen taşlar. O dönemi düşününce böyle bir şey yapılmış olması, böyle bir düzenin kurulması büyüleyici geliyor bana.

Efes'in en büyük eserlerinden biri tabi ki muhteşem büyüklükteki tiyatrosu. Antik dünyanın en büyüğü olan tiyatro tam (250.000) kişilik.  Tiyatronun büyüklüğüne bakınca sanata ve sanatsal olaylara ne kadar önem verdiklerini anlamak zor değil.  Buranın muhteşem bir akustiği varmış. Gezerken bazı turistler tiyatronun tam ortası gidip opera denemelerini yapıyorlar. Düşünün öyle bir yapılmış ki sahnede konuşan kişiyi (250.000) kişi duyabiliyor. Koca tiyatroyu kadraja sığdırabilmek için epey uzaktan çektiğimi söylemeliyim.



Mermer yolu yürüdükten sonra karşımıza birden "Celcus Kütüphanesi" çıkıyor. Sanırım burayı gezen herkesin en çok vakit geçirdiği yer burası. Ben merdivenlerinde saatlerce oturabilirim. Burası hem bir mezar anıtı hem de kütüphane. Zamanın Efes valisi Celcus ölünce oğlu tarafından yaptırılmış. Ön cephede bulunan dört kadın heykeli 'akıl', 'kader', 'ilim' ve 'erdem' i simgeliyor.

İmparator Hadrianus adına yapılan Hadiran Tapınağının frizlerine Efes'in kuruluş efsanesi işlenmiş. Böylece Efes'in kuruluş öyküsünü de öğrenmiş olduk.

"Atina kralı Kodros'un cesur oğlu Androklos, Ege'nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı'nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege'nin lacivert sularına yelken açar... Kaystros (Küçük Menderes) Nehri'nin ağzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yabandomuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler... "

Efes harabelerini gezmek için zamanında limana kadar uzanan mermerden yapılmış bir caddeye çıkıyoruz. Bu görkemli caddenin sağında solunda bulunan mermer sütunlar hala ayakta.  Efes tarihte tamamen taştan yapılma ilk şehir olma özelliğine sahip. Çok görkemliymiş. Mermerler, üzeri işlenmiş nişler, devasa boyutta heykeller, süslemeler ile tam bir sanat eseri. Bu caddenin altında (3) metre genişliğinde bir kanalizasyon sistemi varmış. Buradaki medeniyet düzeyini düşünemiyorum. 

Daha önce Efes'e geldiğimde henüz kazı çalışmaları devam ettiği için "Yamaç Evleri "gezememiştim. Çok merak ettiğim yamaç evler o zamanlarda zenginlerin yaşadığı evlermiş. Bu yüzden hızlı hızlı onların bulunduğu yere yürüdüm ama bir baktım üzerleri kapatılmış. Belki hala çalışma vardır diye düşünürken süpriz yaptılar bana. Yamaç evlere giriş ayrıca ücretli. "Olsun, yine de gezelim" dedik ama sadece bir kaç evi gezmek (15) TL deyince durdum. Aslında çok sinirlendim. Bu ülkede hem "Türkler tarihini bilmiyor, gezmiyor" derler, hem de Efes'e girişte adam başı (20) TL , yamaç evlerde ise (15 )  TL alıyorlar. İki kişi gezmeye kalksanız (70) TL. "Girmeyeceğim işte" dedim. Eşim "dayanamazsın sen hadi gir bir bak ne değişiklikler olmuş" dedi. En son gezdiğimde birbirine bitişik duvarları olan odalar şeklindeydi. "Olmaz, bu mantık bana çok dokundu. Gurur yaptım" dedim. Eşim halime güldü biraz. "Aklın kalacak ondan sonra sırf burayı görmek için bir daha getireceksin beni onca yola" dedi. Doğru söyledi. Müze kartımı yenilemek için Efes'e gitmeyi planlıyorum. Yamaç evleri görmeliyim =))

-Traian Çeşmesi-

-Herakles Kapısı-

Gezdikçe insan burada ne kadar görkemli bir hayat yaşanıldığını farkediyor. Ayrıca dönemlerine göre çok ileri düzeyde oldukları belli oluyor. Mermerden ihtişamlı yapılar, kanalizasyon sistemleri, bugünkü klima sistemine eş değer  soğutma ve ısıtma sistemleri, heykeller, yarışmaların, şölenlerin yapıldığı devasa stadyumlar, borsalar, ticaret yapıları. İlk defa bir antik şehirde umumi tuvaletin varlığını gördüm. Bir de ne öğrendim Efes'liler kendilerinden önce hizmetkarlarını tuvalete oturtup mermerin ısınmasını sağlıyorlarmış. Daha neler neler var neler. Hele Artemis Tapınağı var  ki dünyanın yedi harikasından biri duymuşsunuzdur. Ama günümüze sadece temel kalıntıları kalmış malesef. 

Efes'ten çıkınca etkisini daha üzerimizden atamadan Bülbül Dağı'na doğru tırmanmaya başladık. Burası yeşillikler içinde, ağaçların arasında yapılmış, haç şeklinde koldukça küçük bir Bizans Kilisesi.  Hz.İsa’nın annesi Hz. Meryem’in son yıllarını geçirdiğine inanılan ev. Bu yüzden Hristiyanların hac yeri. Müslümanlarca da kutsal sayılıyor. Yeri bulunamamış olsa da Hz. Meryem’in mezarının da burada olduğu düşünülüyor. 

İçeri girdiğimizde bir ayin vardı. Genç rahip ve rahibeler oturmuş, yüksek sesle ilahiler okuyorlardı. Biz de onları rahatsız etmemek için sessizce girdik, Müslümanların dua ettiği, namaz kıldığı küçük bölümde dua ettik. İçeriye girerken başınızı örtmeniz gerekiyor. Bunun için girişte başörtüleri var. Ayrıca fotoğraf çekmek de yasaktı. Ben de dışarıdan mümkün olduğunca düzgün fotoğraflar çekmeye çalıştım.



Hristiyan tarihçilerine göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce annesi Hz. Meryem’i arkadaşı ve havarisi Aziz Jean’a emanet etmiştir. St. Jean’ın Hristiyanlığı yaymak için o zamanın gözde kentlerinden biri olan Efes'e geldiği, burada İncil’i yazdığı ve burada öldüğü ise tarih kaynaklarından biliniyor. Muhtemelen Hz. Meryem’i  Efes’e sokmamış, burada dağda bu yeşillikler içinde bir evde saklamış sık sık ziyaretine gelmiş, yiyecek içecek getirmiş. Kutsal Bakire'nin ölene kadar burada yaşadığı ve burada öldüğü kabul ediliyor. Hristiyanligin yayılmasından sonra Hz. Meryem’in bulunduğu yere Hristiyanlarca ‘’Haç’’ şeklinde bir kilise inşa edilmiş. Şu an gördüğümüz de işte bu kilise. Yapılan arkeolojik araştırma da ise bu kilisenin temellerinin ve bulunan kömür parçalarının  1'inci yüzyıla ait olduğu kesinleşmiş.



Meryem Ana'nın evinin bulunması çok ilginç. 1.800 'ü yılların başında Catherine Emmerich’in  isimli Alman rahibe 12 yıl boyunca yatağından kalkamayacak şekilde hasta olduğu ve bulunduğu kasabadan hiç dışarı çıkmadığı halde gördüğü rüyalar üzerine Meryem Ana'nın evini tarif eder. Bununla ilgili olarak da “Meryem’in Yaşamı” isimli bir kitap yazılır. Emmerich, Meryem’in yaşadığı evin, kent dışındaki bir dağ yamacında yer aldığını söylemiş ve onu ince ayrıntılarına kadar anlatmıştır. O zaman her hangi bir çalışma yapılmamış olsa da 1.800'lü yılların sonuna doğru  bir grup rahip kitaptan yola çıkarak Efes çevresinde bir araştırma yaparlar ve anlatılanlara birebir uyan yıkık bir yer bulurlar. O da tamamen tesadüf olur. Yorgun bir vaziyette tütün dikilmiş bir tarlaya varırlar. Köylülerden su isterler. Köylüler sularının kalmadıklarını ama manastıra giderlerse su bulabileceklerini söylerler. Bunun üzerine harap olmuş bir eve giderler.

Susuzluklarını giderdikten sonra etraflarına baktıklarında şaşkına dönerler. Çünkü bulundukları yer tıpkı Emmerich’in anlattığı gibi harabe bir ev, evin arkasındaki dağ, Efes kenti ve deniz. Günlerce bütün tepelerden bu manzarayı tanımlayan başka yer var mı diye araştırırlar ve hiçbir tepe de Meryem Ana'nın evindeki gibi hem Efes hem deniz görünmüyordu. Böylece Meryem Ana'nın evi bulunmuş olur.



Ceren, kiliseye yardım olsun diye satılan adak mumlarından almak isteyince karşı geldik. “Para ver ama mum alma” dedik. Ama benim kızım biraz cimridir para konusunda. Karşılıksız verme fikri pek cazip gelmediği için “alacağım” diye tutturdu. Mum yakmanın bizim dinimizde yeri olmadığını söyleyince de akıllı bir davranışta bulunarak “o zaman buraya niye geldik” dedi. Hz. İsa’nın da Allah’ın bir elçisi olduğunu bizim de peygamberimiz olduğunu, İncil'in bizim için de kutsal kitap olduğunu fakat içindekilerin değiştirildiğini, Hz. İsa'dan sonra Hz. Muhammed'in son peygamber olarak geldiğini, bizim de ona ve kutsal kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'e inandığımızı, bu yüzden de Müslüman olduğumuzu babası ve ben anlattık. Bizim buraya bir kilisede ibadet etmekten çok Meryem Ana'nın yaşadığı yeri ziyaret etmek amacıyla ve kendi dinimize göre dua etmek istediğimizi anlattık. Ve bize verilen bir uyarıya dikkat etmeliyiz dedim. “Onların yaptıklarını yapma” Onlar mum yakarak dua ediyor, sen ise avuçlarını açıp dua etmelisin. Ancak yine de mum yakacağım diye tutturan Ceren, dışarı çıktığında orada yakılan mum dolu fanuslara yöneldi.  “Ben para verdiğim için bu mumları yakacağım dua etmek için değil” dedi.



Evden çıkınca önündeki düzlüğün hemen altında bir teras var. Kutsal su yazan tabelaları izlediğimizde bu terasa iniyoruz. Bu çeşmelerden akan su içilebiliyor. Birde duvarlara bez parçaları bağlamışlar dilek dilemek için.

Göksel gezilecek yerlerde sürekli dağlarda bir yerleri bulduğumdan sitem etse de (bu yüzden arabayı değiştirmeyi bile düşünüyor) bu sefer o da memnun kaldı gezintiden.

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML