Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Marmara Adası-2 Çınarlı & Manastır Koyu PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Eylül 2009 23:02

ImageMarmara Adası yazımıza kaldığım yerden devam ediyorum. Sabah uyuyan güzelleri uyandırmamak için erken saatlerde sahil turu yapmaya devam. Ada, o ilk gündeki gibi sessizliği ile çarpmıyor artık. Sadece huzur veriyor. Yıllar öncesinin etkisiyle beklediğim o canlılıktan sonra bu sükunet büyük bir şaşkınlık yaratmıştı ama daha sonrasında hoşuma bile gitti diyebilirim.   

 

 

Erkenden iskelenin oradaki durağa gittim. Amaç bilgi edinmek. Gelmişken Asmalı köyüne mutlaka gitmem lazım. Araba bende olmadığı için minübüs bulacağım. Sırayla bütün köylerin minübüsleri gelmeye başladı. Aklım her ne kadar Saraylar köyünde olsa da oraya zaman yok. Bir kahvede oturmuş şöförleri buldum. Hangi köye ne zaman kalkar öğrendim. Ama şok oldum. Köye gidiş var dönüş yok. “Nasıl yani” dedim. “Ben şimdi 12 de minübüse binip gideceğim  ama dönüş için yok mu?”Aynen öyle” dediler. Anca ertesi sabah dönebiliyorum. Yani kalacak birini bulmak lazım.  “Eğer ben turist olsam ve bütün adayı gezmek istesem, arabam da olmasa.”Yapacak bir şey yok” O yüzden adaya gidipte gezmek isteyenler varsa arabalarıyla gitmeli. Adanın hiç bir köyünün içinde araba gerekmezken köyler arası ulaşım için şart.

Sonuçta benim kalacak yerim var. Ama bu mantığa, bu hizmete bakınca, belediyeye ve verdikleri hizmete bayağı bir söylendim.  En sonunda istediğimiz saatte arayıp gelip bizi almak karşılığı bir taksiyle 50’ye anlaştık. Zaten ondan sonra bizim taksicimiz oldu. Her yere telefon açıp onu çağırdık.

 

Saate baktım henüz 10. Ne yapayım ne yapayım derken Çınarlı minübüsü dikkatimi çekti. Hatırladığım kadarıyla Çınarlı adaya 5-6 km. uzaklıktaydı. Gittim şöförü buldum. Yarım saatte bir kalkıyorlarmış. Dönüşü üstüne basa basa bir sefer sordum yarım saatte bir diye ısrarcı olunca ben yine de “eminsin değil mi, kalmayayım oralarda” dedim. Sanki adam bu işi yapmıyor.  Ani bir kararla minübüse atladığım gibi yola düştüm.

 

 

(1001 yılında dikilmiş Çınar)

Çınarlı benim hatırladığım kadarıyla adanın en şirin köylerinden biriydi.  Asırlık çınar ağaçlarının olduğu bir meydanı vardı. Gideyim gezeyim şöyle bir bakınayım ne var ne yok. Sonra da kızlara bilgi vereyim. Ben gidince gezecek yerleri olsun. Nitekim benden sonra gitmişler oraya. Birde adanın en güzel koylarından biri Manastır koyu vardı. Ben daha önce hep denizden tekne ile gitmiştim bu koya.  O yüzden mevkisini tam olarak hatırlamıyorum ama Çınarlıdan önce veya sonra diye kalmış aklımda. Merak ediyorum acaba o koy hala o güzelliğini koruyor mu?

On beş dakikalık bir yolculuğun ardından Çınarlı köyüne vardım. Asırlık çınar ağaçlarının bulunduğu çınar altının olduğu yerde indiriyor minübüs. Önce Çınar ağaçlarının o hışırtısını hissede hissede oturdum bir nefes aldım. Sonra başladım sahile doğru yürümeye. Tek katlı iki katlı evleri olan sokaklardan yürüdüm. Zaten bir tane büyük sokağı var. Sağlı sollu evlerin küçük dükkanların arasından yürümek keyifliydi. Gelene geçene selam verdim.

 

Yol beni sahile indirdi. Uzun ama daracık bir sahili var. Sahilin tam ortasında durdum . Önce sola doğru yürüdüm bakayım bu tarafta ne vardı dedim. Burası Marmara’dan daha hareketli. Ellerinde bavul, bir kısım insanlar geliyor gidiyor. Sahil boyu denize sıfır şirin şirin pansiyonlar, moteller sıralı. Oturma yerleri, kahvaltı mekanları, cafeler gayet güzeldi. Kahvaltı fiyatları dikkatimi çekti. Çoğu yerde 5 tl yazıyordu. Çok mu vasat acaba diye düşünmeden edemedim.. Kahvaltı yapmaya gittiğim bir mekanda önüme poşette peynir, reçel, yağ geldi mi sinir oluyorum. Öyle kahvaltı yapmak istesem giderim alırım marketten otururum plaja ya da çay bahçesine çayımla yaparım kahvaltımı. Neyse günahlarını almayayım boşu boşuna belki güzeldir kahvaltıları.   

 

 

Plajı güzel ve kumluk. Burası bir zamanlar pekmezi ve şarabıyla ünlüymüş. Şimdilerde ikisinden de eser yok. Sanırım sadece balıkçılık ve zeytincilik. Zaten Çınarlı da eski Rum evlerinden de hiç kalmamış. Hepsi yıkılmış yerilerine yeni evler dikilmiş.

Sahil boyu yürüdüm ayaklarımı kuma gömdüm denize soktum. Deniz ya deniz bu. Bak bak doyamıyorum ben.  Kokusunu içime çekip kucaklayasım geliyor. 16-17 yaşlarında genç bir delikanlı oturmuş kaldırımda bekliyordu. “Yazın ne yaparsınız burada” dedim.  “Hiç oturur sohbet eder arada Marmaraya diskoya gideriz. Burada da yazın disko açılıyor ama Marmara’daki güzel” dedi. Canlı müzik yapan birkaç yer de varmış. “Ben kafa dinlemek istiyorum zaten bana lazım değil ama senin yaşın genç sıkılmıyormusun” dedim. “Yok” dedi “İstanbuldan geliyorum zaten. Burada arkadaşlarla bir araya gelip akşamları deniz kenarında muhabbet etmek daha güzel geliyor.” “Bravo size o zaman” dedim. Böyle gençliğe bayılıyorum.

 

 

Sonrasında sahilin öbür şeridine doğru yöneldim. Sıralı dar çay bahçelerinin önünden geçince daha uzun ve hoş bir plaj geldi. Bir masaya oturup adaçayımı söyledim. Şöyle biraz keyif yaptım. Biraz özendireyim diye annemi aradım. “Neredeyim biliyormusun” dedim. Çınarlıda olduğumu öğrenince “benim çocukluk arkadaşım var orada. Kaç yıl oldu görmedim. Orada mıdır acaba şu anda” dedi. Bilmem dedim bir bakayım istersen. “Aşağıya indiğin yolun kenarında oturuyor” İyide o yolda bir dünya ev var. Öyle kısa bir yol değil ki. Çay keyfimi bitirdikten sonra nasılsa dönüş yolunda o yoldan geçeceğim. Belli mi olurum bulurum belki’  diye düşündüm. İlk işim bakkala girmek oldu. Bilse bilse bakkal bilir deyip sordum Asmalı’lı arkadaşı. Bilmez mi. Hatta tarif etmekle kalmadı evi yolun yarısına kadar bana eşlik edip ben kapısını vurana kadar da bulabildim mi diye sokağın başında bekledi.  Yok be insanlık ölmemiş hala. Biz yozlaşmışız küçük yerler hala benliğini koruyor.   


Bir anlık bir karardı ama iyi ki gitmişim Çınarlı’ya. Dönerkende yolda Manastır tabelasını gördüm, öğleden sonra ne yapacağımızda belirlenmiş oldu böylece.

Kızların yanına döndüğümde onları kahvaltı masasında buldum. Onlar dinlenirken yaptıklarımı anlattım. “Eğer çok değişime uğramadıysa sizi harika bir plaja götüreceğim” dedim. Kahvaltı sonrası çantalarımızı kaptığımız gibi taksiye atlayıp Manastıra vardık. Minübüsler yolda bırakıyorlardı eskiden. Bu 500 mt. kadar sıcakta yürümek anlamına geliyor bu yüzden taksi daha mantıklı.


 

Eskiden deniz kenarında manastır varmış. Ben hayal meyal duvar gibi bir şeyler hatırlıyorum. İsmi buradan geliyor. Eskiden tekne ile gelir ve saatlerce suyun o güzelliğini, yeşil mavi rengini ve taş atsan kumların üzerinde sırıtan halini seyrederdim. Burada yüzmek ne harikaydı. Denizi pek bir şey kaybetmemiş. Sadece kıyıda yer yer tek tük evler boy göstermeye başlamış. Onları görünce moralim bozuldu biraz Plajın üzerinde karnını doyurabileceğin çiğ börekden, balığa çeşitli secenekler sunan çay bahçeleri mevcut. Ben arada güneşten kararmamak için buraya kaçtım. Kitabım elimde, çınarların gölgesinde çayımı yudumlayarak vakit geçirdim.

 

Deniz çok güzeldi. Dikkatimizi çekti iskelenin sol tarafı incecik kum sağ tarafı biraz daha kalın kum. Denizi çok beğendik ve keyif aldık. Kızlar buraya sürekli geleceklerini söylediler. Kalabalık olduğumuz için bir sürü deniz oyunu oynadık. Deve güreşi yaptık. Su kaymaca oynadık =))) Eh beni mahcup etmediği ve güzelliğini kaybetmediği için ben de memnun kaldım. 

 

Marmara Adası-1 yazısı için tıklayın.

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML