Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Suyun öte yanı...Karaağaç PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 27 Şubat 2008 23:57

ImageBir taç gibi göğü sarmalanmış ağaçlardan oluşan tünelden sessizlik içinde ilerlerken sağ yanımızda beliren şehitliğin hikayesini dinliyoruz efkarlı sesiyle bize eşlik eden amcamdan..
"Balkan savaşlarında Edirne'nin teslim olduğu gündür o gün.  Ama bizim yiğitler teslim haberini kabul etmezler. Sadece dokuz askerdirler bu Jandarma Karakolunda. Ama yine de hiç tereddüt etmeden atarlar kendilerini düşman önüne. Her biri şehit olana kadar da vazgeçmezler vatan topraklarını savunmaktan.. İşte burası o kahramanların yeridir.."


Ben birazdan yatağımda rahat rahat uyurken hatta bu satırları yazdığım şu dakikalarda bile hala aynı kahramanlıkla savunuyorlar vatanlarını.. Hala aynı aşkla şehit oluyorlar, kanlarını döküyorlar... Dedeleri gibi, dedelerinin dedeleri gibi...Hala aynı aşkla VATAN SAĞOLSUN diyorlar.

Karaağaçtayız...


Bir genç kızım diyor hayranlık uyandıran anıt. Güzelliği, zerafeti ve hukuk-u temsil ediyorum. Bir elimde güvercin var barış ve demokrasiyi temsilen, bu elimde ki belge de Lozan antlaşması...

Üzerinde bulunduğum çemberi görüyormusunuz? İşte o birliği gösteriyor. Çünkü o 3 direkten en büyüğü Anadolu, diğeri Trakya, en küçüğü ise Karaağaç'tır. Ve ben Lozan anıtıyım... Çünkü burası Karaağaç... Suyun öte yüzü.. Lozan Antlaşmasıyla Yunanlılardan Harp Tazminatı olarak geri alınan Karaağaç...

Sonra bir de  tarihi gar var Karaağaçta.. Bir şato gibi yükselen, şimdilerde Trakya Üniversitesinin rektörlü binası olan otogar. Rapunzel olup o kulelere tırmanası, uzaklara dalgın bakışlarla dalıp beyaz atlı prensini bekleyesi geliyor insanın...


O dokuya dokunmak, geçmişin izlerini hissetmek. Gar kenarında bekleyenleri seyretmek, saatine bakanları zaman geçsin kavuşalım bir an önce diyenleri, zaman geçmesin ayrılık saati gelmesin diyenleri.. ve kalkış düdüğü birbirine sımsıkı sarılıp kopmak istemeyenleri, mendiliyle gözünü kurulayıp pencereden sallanan elleri... Son ana kadar birbirinden ayrılamayan parmakları görmek...Onlarla veda edebilmek.. Kara treni gönderebilmek...Zamanın araladığı sis bulutlarının arasına...    

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML