Yedik-İçtik-Aldık
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
G.Doğu Anadolu
Karadeniz
Mağaralar
Doğa Aktiviteleri
| Dalış/Scuba |
| Deniz İzciliği |
| Çadır Kamp |
| At Sırtında |
| Treking |
Yol Hikayeleri
Yaşamdan
Son Yorumlar
- değirmendere dört yol kokorec inanın tek gecerim b...
16.05.12 15:25
Yazan adinc - arkadaşlar onu bunu bilmem cok yerde kokorec yedim...
16.05.12 15:22
Yazan adinc - Evet Memet. ne yazık ki bu kötü haberi dün aldım. ...
15.05.12 11:29
Yazan Mavi Elmas
ZİYARET SAYACI







Neden Geziyorum?
Ülkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun.
Su Altında
Bu sefer su altına sizleride götüreyim, tek çekimlik fotoğraf makinasıyla yapılan denemelerimizi paylaşayım istedim...Bambaşka bir dünya, başbaşka hisler.. Fazla söze gerek yok.. siz de denemek istermisiniz?
| Kommagene Krallığının İzinde... |
|
|
|
| Çarşamba, 23 Mart 2011 21:54 | |||||
|
Nemrut Dağında güneşin doğumunu seyredip dev heykellere veda edip inişe geçtiğimizde, şöför arkadaş bizi gezinin ikinci bölümü olan Kommengene Krallığından günümüze kalan diğer eserleri göstermek üzere gezdirmeye başladı. Dağların arasında geldiğimiz yol haricinde başka bir yol tutturup ilerledik. Sürekli bir zamanlar buralar sedir ağacı ormanlarıymış deyip deyip durdum. Zaman burada neyi değiştirdi? Su kaynaklarını doğa mı kuruttu, yoksa biz insanlar bazı şeylerin değerini bilmeyip bu değişime göz mü yumduk? Nasıl oluyor da tarihte Cennet gibi bir bölge diye tarif edilen bir yer böylesine kuru, böylesine çorak bir arazi haline geliyor. İnanmak gerçekten zor.
Arsemeia Kommagene Krallığının başkenti imiş bir zamanlar. Bugünkü Kocahisar denilen Eski Kahta köyü sınırlarında yer alıyor. Kral I.'nci Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia M.Ö. 2'nci yüzyılın başlarında, Eski kahta kalesinin karşısında kurulmuş krallığın yazlık başkenti ve idare merkezi. Burada antik kent kalıntıları var. Kommagene soyundan Arsemes tarafından kurulmuş. Bir meydana geldik ama etrafta bir şey yok. Başladık patika yollardan tırmanmaya. Öyle böyle değil, açık ve net söylüyorum tek başıma gelsem hayatta tırmanmazdım. Zaten yeterli bilgilendirme tabelası da yok, bulamazdım aradığımı. Tam patika yolun kenarında manzaraya hakim bir dikilitaş duruyordu. El yapımı olduğu belli, hatta parçalanmış da sonradan tekrar bir araya getirilmiş. Bize rehberlik eden şöför arkadaşımız önünde kabartma var onun deyince önü boşluk uçurum falan dinlemedim ön taraftan bakmaya indim.
Arkadan bakınca tam uçurumun kenarında görünse bile önünde benim ulaşabileceğim kaya parçaları varmış. Şimdi bu yanlış hatırlamıyorsam yürüdüğümüz yol tören yoluydu, bu da Mitras'ın kabartma steli. Yanında bilgi levhası yok. Gelmişler buraya kırılan parçaları bulmuşlar, tekrar yerine dikmişler ama bir turist/gezgin bilgilendirme tabelası dikememişler.
Tırmanışın sonunda bir mağaraya denk geldik. Yanında bir kabartma vardı. Bu da "tokalaşma kabartması"na benziyordu. Nemrud yazısını yazarken anlatmıştım. Kral farklı toplumlardan gelen halkını bir arada Kommangene altında bütünleştirmek için kendilerini dış güçlerden korumaları için sözde Tanrılarla anlaşma yapar. Tabeası da bu anlaşmadan etkilenir ve Kral bu çok önemli olayla ilgili her yere tapınaklar yaptırır ve sürekli bu anlaşmayı tasvir eden kabartmaları her yere koyarak halkı etkiler. Yanındaki mağara girişi bana daha ziyade depo ya da mezar odası gibi kullanılan bir yer gibi geldi.
Burada hiç kazı yapıldımı bilmiyorum ama tırmanış boyunca toprağın her tarafına dağılmış olan kaya parçalarını yüzlerce yıl öncesinden kaldığı belli olan basamakları, bir yerleşim olduğu belli olan alanları farkediyorsunuz. Antik bir yerdeyim diyebiliyorsunuz. Hala direniyor hala yok olmuyorlar. O kadar bakındım ama kitaplarda bahsediler saray kalıntılarını göremedim ya da ben saray kalıntısı olduğunu anlamadım.
Doğa içinde yapılan güzel yürüyüşün sonunda küçük bir alana geldik. Burası ayin platformu. Burada yine upuzun dibi görünmeyen oyulmuş merdivenlerle giriş yapılabilen bir tünel var. Bu tünelin boyu 158 metreymiş. Tünelin sonunda anladığım kadarıyla kaya odaları var. Bu tünelin üstünde saray kalıntıları varmış ama ben o kalıntıları farkedemedim bir türlü. Hemen girişinin solunda ise Kral I'nci Antiochos ile Herakles’in tokalaşma steli vardı. Bu kayalara oyulmuş kabartma açıkçası şu ana kadar gördüğüm en iyi korunmuş kabartma.
Ufak bir yürüyüşün ardından bizim yolumuz bitti ama karşımızda Kocahisar Köyünün yanında bulunan Yeni Kalenin manzarası çıktı. İsmi yeni ama Arsameia ile birlikte kullanılmış. Yani bir Kommagene Krallığı eseri. Uzaktan sadece kalıntı parçaları gibi görünüyor ama içinde su depoları, hamam kalıntıları, cami, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler falan varmış. Bu kale kalıntıları hemen Kahta Çayının üzerinde. Yyamacın üzerinde kale kalıntılarını görebilirsiniz. Kaleden aşağıya Nymphaios’a (Kahta çayına) inen 80 metrelik gizli bir su yolu varmış. İşin güzel yanı halen bu yolla suya ulaşmak mümkün.
Etrafımızdaki kaya oluşumları da bize ilginç geldi. Sizce de bu kaya yandan bakıldığında elle oyulmuş bir yüze benzemiyor mu?
İşte karşımızda 2000 yıllık Cenrede Köprüsü... Ve hala dimdik ayakta, kullanılabiliyor, hala aynı ihtişamını koruyor. Siz bakmayın altından akan bu cılız kurumuş suya. Ben bu fotoğrafı 50 derece sıcakta çektim. Roma İmparatoru Septimius Severus zamanında yaptırılmış. Cendere Çayı (Cabinas) üzerinde usul usul bekliyor. Hemen önünde uzun bir yeni köprü var. İkisi karşılıklı çok ilginç bir görüntü oluşturuyor. Köprünün ne kadar sağlam olduğunu görünce yeni köprüye ne gerek vardı dedim. Çünkü sadece taşıt trafiğine kapalı güçlü ve sapasağlam Maşallah. Bence birkaç yüzyıl daha taşır insanları. Tabi ki biz Anadolu insanının yaptığı her şeyin bir sebebi vardır ve biri ana ve diğeri küçük iki kemerden oluşan bu köprünün de kendine has bir öyküsü var. Köprünün her iki yanında da sütunlar var. Fakat bir tarafta iki bir tarafta da tek bir sütun var. İşte bizim hikayemizde bu sütunlar hakkında.
Septimus Severus köprünün her ucunda iki adet olmak üzere dört sütun diktirir. Bu sütunlar dört kişilik ailesini temsil eder. Kendisini, eşi Julia Donna, oğulları Caracalla ve Gata'yı. Daha sonra İmpapator Caracalla kardeşi Geta'yı öldürtür ve adına dikilen sütunu kaldırtır. Böylece köprünün bir tarafında iki, diğer tarafında bir sütun kalır. Bu nedenle köprüde hala üç sütun bulunmaktadır.
Benim bu hikayeden anladığım kadarıyla (bu tamamen benim yorumumdur) Septimus Severus M.S. 193-211 yıllarında İmparatorluk yapıyor. O ölünce 211 yılından sonra tahta oğullarından Caracalla geçiyor. Ya tahta geçecek kardeş muhabbetinden ya da başka bir sebeple ki bence bu tahtı paylaşamayan kardeş muhabbetidir kardeşini öldürtüyor. Hadi anladık öldürttün, hiç olmazsa bari onun anısı kalsın, ona adanan sütunu niye kaldırıyorsun değil mi? Kardeş kardeşe bu ne kin, bu ne intikamdır?
Cendere köprüsünü arkamızda bırakıp leylek yuvalarının, tepelerin üzerinde otlayan keçi sürülerinin arasından seyrede seyrede 10 Km kadar ilerleyip başka bir Kommagene eseri olan Karakuş Tümülüsü'ne doğru yol aldık.
Karakuş Tümülüsü yine Nemrut Dağındaki gibi kırma taştan oluşturulmuş bir tepeden oluşuyor. Bu tepenin dört bir yanına sütunlar dikmişler. Aslında burası Kommegene Krallığının kadınlara ait bir anıt mezarı. II'nci Mithridates’in annesi Isias, kız kardeşi Antiochis ve yeğeni Aka’ya ait.
Güneydeki Kartallı Sütun Tümülüse çıkar çıkmaz sizi karşılayan sütunun üzerindeki kartaldan ismini almış. Kartal ve aslan Kommagene Krallığının olmazsa olmazı. Neyse Kommageneden, I'nci Antiokhos'tan Nemrut Dağı yazımda ve burada bahsetmiştik. Nemrut Tapınağını yaptıran Antiokhos' öldükten sonra tahta oğlu II'nci Mithridates geçti. Ama bu kral babası ve dedesi gibi güçlü değildir ne yazık ki ve Kommagene zayıflar. Bu tümülüs asıl Mithridates’in kız kardeşi için yapılmış. Kız kardeşi Part kralıyla evliydi ve Part kralı tahttan çekilince oğullarından biri geçer fakat o kadar acımasız bir kralmış ki tahtını tehlikeye atacağına inandığı, Laodike ve onun çocukları dahil herkesi öldürtür. II'nci Mithridates kız kardeşini Kommagene topraklarındaki Karakuş mezar tepesine gömer. Annesi Isias ve diğer bir kız kardeşi Antiochis ve onu kızı Aka da burada yatmaktadır. Kadınlar tümülüsü anlayacağınız.
Kral II'nci Mithridates in kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması Evet ne demiştik, tümülüsün dört bir yanında sütunlar var. Güneydeki sütun üzerinde kartal, doğudaki sütunlar üzerinde aslan ve boğa, batıdaki sütun üzerinde ise Kral II'nci Mithridates in kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması var. Tokalaşma kabartması çok silikti. Rüzgar ve zaman çok kötü aşındırmış. Dikkatle bakarsanız aslan ve boğalı iki sütunun arasında sivrilmiş bir tepe görünüyor. İşte o sivri tepe Nemrut Dağı. Dağdan dağa gezdik anlayacağınız.
Mithridates Karakuş'u güzel bir manzarası olan tepeye yaptırmış. Birkaç tanede rafineri var manzarada. Bu kadar yakından inceleme fırsatını ilk defa buldum. Karakuş Tümülüsünden sonra artık dönüş yoluna geçtik. Gece 02.00'da başlayan gezintimiz sabah 09.00'da Adıyaman'a varmamızla son buldu. Gerçekten çok nefis bir gezinti oldu.
Düşler dünyasından geçiş yapınca kendimize geldik. Gerçek dünyada arızalı arabamızı yol kenarında bıraktığımız en son ana geri döndük. Saat 09.00’da Samet'in gönderdiği arkadaşlar çekiciyle geldiler ve arabamızı alıp gittiler. Ben de bütün gecenin verdiği yorgunluk ve uykusuzlukla endişeli bekleyiş yanyana gelince, dinlenme imkanı da olmadığından kendimi Adıyaman sokaklarına attım. Öyle ya dünden beri dağları taşları feth ettik ama Adıyaman sokaklarını bilmiyoruz. Sokaklarda dolaşırken öğleye doğru esnaf kesimindeki hareketlilik dikkatimi çekti. Bir dükkanın önünde toplanmış birkaç esnaf fırından yeni çıkmış bir tepsi et yemeği bandıra bandıra yiyorlar. Burada alışkanlık olmuş sanırım akşam üzerinde de ellerinde sıcacık tepsiler evlerine gidiyorlar. Buraya gelmişken Adıyaman Hıtabını, Adıyaman Tavasını, Adıyaman Kebabını, Şıllık Tatlısını yemek lazım diye not almışım. Bu fırından çıkan tepsilerde ne varsa ondan yemek lazım. Gidin bir tepsi alın içinde domatesini biberini etini doldurun verin fırına. Odun ateşinde pişirsin güzel güzel şöyle bana bana yiyin.
Araba olmadığından Adıyaman merkezde dolandım durdum. Bol bol alışveriş yaptım =)) Birkaç tarihi camiye baktım. 1800'lerden kalan Ulu Cami, içinde yatır olan başka bir cami, Çarşı Cami gibi genelde 1500-1800'lerden kalma camilere baktım. Ama camilerin beni etkileyen daha önce gördüklerime nazaran öyle aman aman bir özelliği yoktu. Ancak Adıyaman Kalesi diğer ismiyle Hısn-ı Mansur Kalesi güzeldi. Lakin fotoğraf makinemin şarjı bittiğinden çekemedim. Birde bu kalenin hikayesi vardı. Kale fotoğraflarını gösteremiyorum ama siz bu kaleyi gezerseniz aklınıza bu hikaye gelsin. Efsaneye göre, Adıyaman kalesinin orta yerinde mil üzerinde dönen! bir köşk varmış. Bu köşkte bir Arap kumandanının kızı savaşı seyrederken, o sırada kaleyi kuşatan Türk kumandanına aşık olur. Kız Türk kumandanına aşkını kabul ederse kale anahtarını vereceğini söyler. Bir gece gizlice Türklerin tarafına kaçar, Türk kumandanı onu kabul eder ve kendisiyle görüşür. Bu sırada kız, elbiselerinin içinde bir şeyin kendisini rahatsız ettiğini söyler. Elbiseleri çıkarıldığında kuru bir yaprağın vücudunu tahriş ettiği görülür. Bizim her zorluğa dayanıklı Türk kadınına alışık kumandan "Baban seni kuru bir yapraktan dahi sakınır yetiştirdiği halde kendisine ihanet ettin. Kim bilir bize ne türlü ihanetler yaparsın" diyerek kızı red eder, hatta öldürtür. Kale ve şehri yaptığı hücumlarla ele geçirir.
Dip Not 1: Uzun yıllar iyi bir sigara içicisi olarak yaşadıktan sonra kızımın isteği ile sigarayı bırakmış biriyim. (O da ketçabı bıraktı) Artık sadece çok keyif aldığım ortamlarda, keyifli kahve sohbetlerinde, yanımda bir içici varsa ayda yılda bir tane içiyorum. Kızım da artık makarnayı ketçapla değil, yoğurtla yiyor. O da keyif olarak arada patates kızartmasının yanına ketçap koyuyor. Dip Not 2: Arabanın akıbetini merak edenlere arabayı aldıktan tam beş saat sonra eşim telefon açtı ve arabanın hazır olduğunu bildirdi. Çocuklar gerçekten çok uğraşmışlar ama motoru indirmeden sorunu halletmişler. Üstelik bize çıkarılan tahmini en az 3-4 bin TL masrafın yanında komik sayılacak bir ücrete. Arabayı alıp bize "motoru indirmemiz lazım" diyen iki ayrı sanayicinin önünde caka turu attım. Sonra derdime telefonla yetişen Samet arkadaşıma, Sametin gönderdiği kendi arabaları gibi ilgilenen arkadaşına, sanayide Pazar günü dükkanını bizim için dükkanı açıp çalışan ustalara nasıl teşekkür edeyim bilemedim. Dip No 3: Adıyaman gezimizde son nokta ise Pirin mağaraları (Perre Antik şehri ) yazısını iyice uzattığım için ayrıca yayınlayacağım. Dip Not 4: Haziran ayında Kommegene festivali yapılıyormuş. Nasıl bir şey bilmiyorum ama geziyi daha da renklendirir gibime geliyor. Size bir Adıyaman türküsü hediye ediyorum. İyi dinlemeler.
|



















Arsameia Antik şehrini bırakıp Cendere köprüsüne doğru yol alırken görsel manzarası olan eski bir köprü üzerinde durduk. Selçuklu dönemine ait bir köprüymüş. İsmi de Şeytan Köprüsü. Neden şeytan demişler diye sordum,ama fotoğraf çekmeye dalınca cevabını duyamadım. Bu cılız bir şekilde akan, köprünün üzerine kurulduğu çay Kahta Çayı ya da eski zamanların Nyphosis’i. Eminim sonbaharda kışın gürül gürül çağlıyordur.
















