Yedik-İçtik-Aldık
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
G.Doğu Anadolu
Karadeniz
Mağaralar
Doğa Aktiviteleri
| Dalış/Scuba |
| Deniz İzciliği |
| Çadır Kamp |
| At Sırtında |
| Treking |
Yol Hikayeleri
Yaşamdan
Son Yorumlar
- değirmendere dört yol kokorec inanın tek gecerim b...
16.05.12 15:25
Yazan adinc - arkadaşlar onu bunu bilmem cok yerde kokorec yedim...
16.05.12 15:22
Yazan adinc - Evet Memet. ne yazık ki bu kötü haberi dün aldım. ...
15.05.12 11:29
Yazan Mavi Elmas
ZİYARET SAYACI







Neden Geziyorum?
Ülkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun.
Su Altında
Bu sefer su altına sizleride götüreyim, tek çekimlik fotoğraf makinasıyla yapılan denemelerimizi paylaşayım istedim...Bambaşka bir dünya, başbaşka hisler.. Fazla söze gerek yok.. siz de denemek istermisiniz?
| Nemrut Dağı'na Özlemle... |
|
|
|
| Cuma, 18 Mart 2011 22:25 | |||
|
Adıyaman gezintimiz maceralı başladı. Diyarbakır’da hatta öncesinde Mardin’de başlayan arabadan tek tük gelen ‘sanki küçük bir tel bir yere sürtüyor sesi’ Diyarbakırda iyice çoğalınca ne olur ne olmaz bir tamirciye gösterelim dedik. Nemrut dağına çıkma arzusunda olduğumuzdan Kahta'da konaklamayı planlıyoruz bu yüzdende Kahta'da bulduğumuz ilk tamircinin bize “Bizde parça yok Adıyamana gidin, hemde acil. Her an yolda kalabilirsiniz” sözleriyle planları değiştirip Adıyamana doğru yola çıktık.
Öğrendik ki Cumartesi günleri Adıyaman sanayisinde öğleden sonra kimse çalışmazmış. Hele akşam üstü mümkün değilmiş. Yinede şansımızı deneyelim dedik. Tabiki ben her zamanki gibi şanslı bir insanım. O saatte kendi arabasını vurduğu için hala dükkanı açık birini yakaladık. Baktılar incelediler, sonuç “Motoru indirmemiz lazım abi. Siz nasıl yol aldınız her an motoru susabilir” Upsssss.....Dumur olmak diye bir deyim varya işte o deyimi kemiklerimin içindeki iliklere kadar hissettim.Bir yandan ses başladığından beri geçen vakitte Mardin-Hasankeyf-Batman-Diyarbakır arasında gece vakti yolda kalmadığımıza şükrediyoruz bir yandan da motor inmesi demek en az 3-4 gün burada kalmamız demek -ki o kadar vakit yok . Çıkacak masrafda cabası. Motoru indirmek bizim için imkansız bir olay çünkü izinlerimiz bitiyor. Salim kafayla biz düşünelim deyip moraller bozuk tın tın kendimize kalacak yer aramaya başladık. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken danışmak için Şanlıurfada bizi ağırlayan arkadaşımız Samet’i aradık. Samet olaya Urfa'dan el koydu elemanlarımı gönderiyorum deyince gece için planlar yapmaya başladık. Normal şartlarda arabamız bozulmuş yarınımız belli değil, bize en az 3-4 bin lira masraf çıkarmışlar mutsuz mutsuz oturmamız lazım ama biz “yapacak bir şey yok nasılsa deyip en azından bu gece buradayız değerlendirelim” düşüncesiyle Nemrut dağına çıkma yolları aramaya başladık. Yaptığımız araştırmalar sonucu anladık ki bu turu sadece bir kişi düzenliyor. Bütün oteller aynı kişiyi arıyor. Sonuçta bu gece bizim dışımızda Nemrut dağına çıkmak isteyen kimse yok. Dolayısıyla tur yok. Onun yerine Tur düzenleyen şahıstan araç ve şöför kiraladık. Şöför bizi güneşin doğuşuna yetişmemiz için gece saat 2’de gelip otel önünden alması koşuluyla anlaştık.
10 dakika erken gelen arkadaş bizim uyanamamız yüzünden bir yarım saatte fazladan bekleyip “Eyvah şöför kesin gitti” diye feryat figan son sürat giyinip sokağa fırlayan bizleri alarak 45 dakikalık rötarla karanlıkta yol almaya başladı. Bizlerse bir yandan ayılmaya çalışıyor, bir yandan da geceyi nasıl geçireceğimize dair programı öğrenip bilgi almaya çalışıyoruz. Güneşin doğumunu izlemek için gece 2 de çıkılmasının sebebi Adıyaman-Nemrut Dağı arısı 86 km. olması. Üstelik 2150 m. Yükseklikteki bir dağa tırmanıyoruz. Yol boyunca harika manzaralarla karşılaştık. Birkaç tane köyün içinden geçtik. Köylerde gözlemeciler çay ocakları ışıkların altında capcanlı. Hayat var o saatte köylerde. Aralarına katılmak için içim gitti ama bizim rötarlı çıkışımız yüzünden buralarda kahvaltı ve çay molası verme imkanını kaçırdık. Doğal olarak o muhteşem manzarayı sizlerlede paylaşamıyorum.
Saat 4,30 da Nemrut dağına vardık. Tepeye tırmanmak için giriş yapacağımız bir tesis var. Her tarafta gruplar halinde battaniyelerine sarılmış, uyku tulumları içinde uyuklayan insanlar var. Hatta bir bayan epey uzaktan gelmiş güneşin doğumunu görmek için ve bu gece 4. gecesiymiş. Çünkü 4 gündür bulutlar engel oluyormuş güneşe. "Allahım" dedim ne olur bu fırsatı kaçırmama izin verme. Buraya gelmek için ne badireler atlattım. Biletlerimizi alıp kısa bir kahvaltı molası verdik. İnsanlar yavaş yavaş karanlıkta kaybolup tepeye doğru tırmanmaya başlıyorlar. Buradan sonrasında dik bir yokuşu yayan çıkacağız. Aslında isteyen için eşekler varmış ama ben etrafta göremedim.
Zifiri karanlık hiç ışık yok ve biz yavaş yavaş tırmanmaya başladık. Yaklaşık 700 mt. lik çıkış düşününce kolay gibi geliyordu ama hiç öyle değilmiş. Kaç kere nefes nefese tıkandım ki ben bu tür tırmanışlara alışık bir insanım. Ama çok yüksekte olmamız, oksijenin bolluğu falan heralde gerçekten çok yorucuydu. Vallahi bahane değil herkes benim gibiydi. Tırman babam tırman dinlene dinlene nefes nefese sonunda zirveye vardık.
Karanlık.. Karanlık.. Karanlık... Defalarca fotoğrafları ezberlediğim için ve doğu terasına çıktığımızı bildiğim için karanlıkta selüliet halinde hayal meyal belli olan heykelleri seçmeye çalıştı gözlerim. Hemen yanıbaşımda kartal heykelini görür görmez mutlulukla gülümsedim. Biliyorum ki o karşılayacak bizi. İlk o hoşgeldin diyecek..İşte artık dünyanın 8. harikasındaydım.
Başka şehirlerden tur ile gelen insanlar var ama Gün ağarmadan hiç bir şey görünmeyeceği için o vakte kadar heyecanla beklemekten başka şansımız yok. Güneşin doğuşunu seyretmemiz için büyük bir teras var insanların beklediği.. Arkamızı heykellere verip terasta bir yer bulup beklemeye başladık. Bir yandan arada bir arkamı dönüp devasa boyuttaki heykellerin belli olmayan selilüetlerine bakıyorum. Dünyanın 8. harikasını seyrediyorum karanlıkta. O devasa heykeller Kral Theos, Fortuna, Zeus, Apollon, Herakles... Onlar da güneşi karşılamaya hazırlanıyorlar tıpkı benim gibi. Her gün yaptıkları bu töreni bugün bende yapacağım onlarla birlikte. Yavaş yavaş gün ağarmaya başladıkça, karanlık yerini hafiften aydınlığa bıraktıkça bende etrafımızı görmeye başlıyorum. Zirvede sabah ayazında bir yandan üşürken bir yandan kalbim küt küt çarparak bekliyorum. Hani bir bekleyiş bu kadar mı heyecanlı olur..
Güneş ilk ışıklarını yavaş yavaş gönderiyor dağların ardından. Altımızda ovaların yüzeyleri gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Tarlalar renkleniyor ilk ışığın dokunuşlarıyla. Karanlık mahsun mahsun yerini aydınlığa bırakıyor.. Güneşte bizim gibi heyecanlı sanki, bekleyin diyor kendini ağırdan satarak o da biliyor birazdan görsel bir şölen sunacak bizlere. Ovaları düzlükleri renkten renge boyayacak.. Ovalarda sevdalılar ya bu güneşe.. Sarıp sarmalanmak onunla ısınmak istiyorlar.. Kucak açıyorlar her bir parçasına.. Doymayacakmışcasına sarınmak istiyor ekinler..
Karanlık yavaş yavaş yenik düşüyor aydınlığa.. Yavaş yavaş siliniyor sarının dokunuşuyla.. ve ben bir şiir mırıldanıyorum onunla birlikte.. ................. (Şiirin tamamı için buraya http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=19129)
Güneşin karanlığa egemen olmasıyla yenmesiyle birlikte arkamı dönüp baktığım da ise muhteşem manzara ile karşı karşıya kaldım. Yüzlerce metre yükseklikte bu elle yapılmış tepenin eteğinde Dünya harikası Nemrut işte karşımda yükseliyor..boyları 10 metreyi bulan büyüleyici heykelleri hoş geldiniz dercesine rüzgarla sesleniyorlar bana.
Aslında burası bir anıt mezar.. 2150 metre dağın tepesinde Kommagene Kralı I. Antiochos kendisi için görkemli bir anıt mezar yaptırmış. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin kayaya oyulmuş bir yere konulmuş, üzerine de elle kırma ve çakıl taşlardan oluşturmuş piramit gibi yüksekliği 50 mt olan bu tümülüs, tümülüsün üç tarafını çevreleyen kutsal alanlar inşa ettirmiş. Bu tümülüsün Doğu ve batı teraslarında 8-10 metre yüksekliğinde muhteşem heykeller, kabartmalar ve yazıtlar var. Bu anıt mezarı anlatmadan önce küçük ama çok güçlü bir krallıktan bahsetmek istiyorum size. Bu yüzden şimdi küçük bir zamanda yolculuk etme vakti.
Antiokhos annesi Laodike'yi her şeyin üstünde severmiş. Annesine tanrıça anlamına gelen Thea ismini vermiş. Nemrut Dagı tanrılarının heykelleri arasında annesini kendisiyle birlikte ölümsüzlestirmiş. Tanrı Zeus'un yanına “Kommagene Kralı, Theos” olarak kendisini, ve “Kommagene'nin Anası, Thea” olarak annesi Laodike'yi yerleştirmiş.
Bizim alacakaranlıkta gün doğumunü bütün ihtişamı ile izlemek için çıktığımız teras Kommagene ülkesinde güneşin doğuşunu ilk gören yer olan doğu terası. Tanrılar galerisindeki devasa tanrı heykelleri anıt mezara sırtını dönmüş biçimde sıralanmış. Heykeller, bir aslan ve bir kartal heykeliyle başlıyor. Kommagene Krallığının tanrıların habercisi olan gökyüzünün hakimiyetini temsil eden kartal, krallığın yeryüzü hakimiyetini temsil eden koruyucu aslan ise yeryüzündeki gücü sembolize ediyor. Yüksek tümülüsün önünde 10 uzunluğunda tahtlarına oturmuş heykeller iki tarafta da şu şekilde sıralanmış: Kral I. Antiochos (Theos); Fortuna (Theichye-Kommagene-Tanrıça) Zeus; Apollon, Herakles.
Şimdi fotoğraftanda göreceğiniz gibi heykellerin başları zamanla kopmuş ve yerde duruyor. Yüzlerce yıl boyunca yerlerinde kalabilseydiler gerçekten çok daha görkemli bir manzara olacaktı karşımızda. Ama hemen arkalarındaki tahtlarına bakmak bile ihtişamlarını söylüyor bize.
Nemrut’ta iki bin yıldır güneşin doğuşunu ve batışını 2150 metre yükseklikten izleyen dev heykelleri büyüleyici...
Güneşin doğuşunu seyretmeyi Tanrılar galerisindeki anıt Tanrılarla birlikte karşıladıktan ve heykellerle dansımızı bitirdikten sonra yavaş yavaş tümülüsün kenarındaki tören yolundan yürüyerek batı terasına doğru ilerliyoruz. Kuzey terası bu tören yürüyüş yolu olarak geçiyor. Tümülüsün boyu 50 mt demiştik çevresi ise 150 mt civarında. Güney terası ise kaydığı için bugün görülmüyormuş. bu yüzden tören yolundan ilerleye ilerleye batı terasına vardık. Bu kısa yürüyüş sırasında altımızda göz alıcı bir manzara var.. Doğu Toros sıradağları üzerinde 2206 metre yükseklikteyiz, tümülüse baktığımızda kendimizi en tepede zirvede hissediyoruz. Fırat Nehri geçitlerine ve ovaya hakim bir zirvede.
Batı terasına girince yine gözalıcı güzellikte heykeller karşıladı bizi. Ve yine ilk karşılama göklerdeki gücü temsil eden kartal ve yeryüzündeki gücü temsil eden aslan. Bunlar koruyucu aynı zamanda sanırım.
Doğu terasında muhteşem bir gün doğumu izlenirken adı üzerinde gün batımının en muhteşemi de bu terastan izlenebiliyor. Burası da doğu terasına benzer şekilde yapılmış, tanrılar galerisindeki heykel sıralaması ufak tefek farklılıklar haricinde aynı.
Batı terasında ilgi çeken Tanrılar galerisinin ucunda 4 tanesi Kralın Tanrılarla el sıkıştığını gösteren bir tanesi aslan figüründen oluşan 5 tane kabartma tabletlerin varlığıydı. Yukarıda anlatmıştım kral Tanrılarla bir sözleşme yapmıştı. Bu sözleşmenin onuruna her yerlerde tapınaklar yaptırmış. İşte bu tabletlerde de kralın Tanrılarla sözleşme sonucu el sıkışması tasvir edilmiş. Bunlardan etkilenen halk sadece Kral Mithridates sayesinde koruma altında olabileceklerine inandırmış. Kabartmalardan biri Aslan kabartması . Bu aynı zamanda horoskop kabartmasıymış. Üzerinde yer alan ay ve yıldızlardan Kral I. Antiochos’un tahta çıkış tarihi olan Milattan önce 7 Temmuz 62 tarihi okunmaktaymış. Bir yerde de “25.000 yılda bir meydana gelen astrolojik bir olayın sembolize edilmiş hali” diye yazıyordu hangisi doğru bilmiyorum. Ve Kommangenenin sonu... Gerçekten muhteşem bir krallık ve gizli silahları, hiçbir orduda bulunmayan ağır zırhlıları ile ünlü bir orduya sahip olan bu krallığın tarihini okumanızı isterim. Lütfen ayrıntılı bilgiler için buraya bakın. Kommangene Roma imparatorluğuna yenilince gelecekteki isyanları bastırmak amacıyla Kommagene Krallığı'nın yüceliğini hatırlatan binalar ve heykeller yerle bir edilmiş. Kutsal Nemrud Dağı'ndaki tapınak yıkılmış. Kommagene devrinin kapanışıyla Nemrud uzun uykusuna dalmış.
Dünyanın 8. harikası sayılan 2000 yıldır rüzgara, fırtına, kara her türlü doğa şartlarına inadla direnen Kommengene krallığının bu muhteşem heykellerine üzülerek veda ediyoruz. Onlar yüzlerce yıldır güneşle yaptıkları dansı, yüzlerce yıl daha devam ettirecekler, her sabah güneşi karşılayacak her akşamda ona veda edecekler.. Bir zamanlar zengin sedir ağacı ormanlarıyla kaplı önümüzdeki bu çorak araziye buruk bakışlarla bakıyor, ne kadar ihtişamlı bir yaşamın kaybolduğunu daha iyi hissediyoruz. Sabahın 5 inde çıktığımız tepeden 7’de iniyoruz..Şimdi bu küçük ama güçlü krallığın bize bıraktığı diğer eserleri görme zamanı...Bir zamanlar başkent olan Arsemniayı gezecek, Cendere köprüsünün üzerinden geçecek, kadınlar için özel olarak yapılmış başka bir tümülüse doğru yol alacağız.
|






Yol gider Elmas gider yol biter Elmas hala gider..




























