Yedik-İçtik-Aldık
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
G.Doğu Anadolu
Karadeniz
Mağaralar
Doğa Aktiviteleri
| Dalış/Scuba |
| Deniz İzciliği |
| Çadır Kamp |
| At Sırtında |
| Treking |
Yol Hikayeleri
Yaşamdan
Son Yorumlar
- değirmendere dört yol kokorec inanın tek gecerim b...
16.05.12 15:25
Yazan adinc - arkadaşlar onu bunu bilmem cok yerde kokorec yedim...
16.05.12 15:22
Yazan adinc - Evet Memet. ne yazık ki bu kötü haberi dün aldım. ...
15.05.12 11:29
Yazan Mavi Elmas
ZİYARET SAYACI







Neden Geziyorum?
Ülkemizin toprakları o kadar kıymetli ki, hem muhteşem bir doğaya sahip müthiş güzellikler sergiliyor bize ve tarihte o kadar önemli kentleri, o kadar önemli olayları bünyesinde barındırmış ki her yeri gezerken ayrı bir tarih, ayrı bir doku hissediyorsun.
Su Altında
Bu sefer su altına sizleride götüreyim, tek çekimlik fotoğraf makinasıyla yapılan denemelerimizi paylaşayım istedim...Bambaşka bir dünya, başbaşka hisler.. Fazla söze gerek yok.. siz de denemek istermisiniz?
| Perre Antik Şehri (Pirin Mağaraları) |
|
|
|
| Cuma, 25 Mart 2011 21:03 | |
|
Fakat bu yedi kardeş o dönemlerde yaygın olan putperestlikten, yayılmaya başlayan Hz.İsa’nın tek tanrılı dinini benimsemişler. Bu yedi kardeş babalarının ava çıktığı bir gün evlerinde bulunan bütün putları kırmışlar. Baba, av dönüşü putların oğulları tarafından parçalandığını görünce onları birer birer öldürmüş. Halk arasında bu kardeşlere kahraman gözüyle bakılmış, onları hep cesaretleri, mertlikleriyle anmışlar. Kardeşlere "Yediyaman" ismini takmışlar. Yavaş yavaş bu isim yayılmış ve bütün bölge bu adla anılır olmuş. Zamanla değişime uğrayan ad ise Adıyaman olarak kalmış.
Biz de Adıyaman turumuzun son gününü kentin hemen yanıbaşında bulunan yine Kommegene Krallığından günümüze kadar ulaşmış Perre Antik şehrine ayırdık. Doğrusu Burak Dalglaizlerinde bahsedene kadar haberim yoktu bu şehirden. Ama onun yazısını okur okumaz not alıp kesinlikle görülecek yerler arasına sokmuştum. İyiki de öyle yapmışım. Antik çağdan kalan bu mezar odalarıyla çevresindeki yerleşim alanları Kommageneliler döneminde önemli bir yerleşim merkezi. Aslına bakarsanız Perre şehri, Kommagene ülkesinin beş büyük şehrinden birisiymiş. Ne yazık ki şehir kalıntılarından pek bir şey günümüze kadar ulaşmamış. Şehir hayatından kalan en önemli eserlerden biri bir çeşme. Hatta hala işlevini koruyor. Bunun dışında sanki dünya "yalancı dünya, fani dünya" dercesine sonsuz yaşamı simgeleyen mezarlar kalmış geriye... Başkent Samosata ile Melitene (şimdiki Malatya ) arasında yer alan burası bir uğrak noktasıymış. Roma kaynaklarında suyunun güzel olduğundan bahsediliyormuş. O zamanlar kervanlar, yolcular ve ordular tarafından dinlenme yeriymiş.
Şu an bulunduğumuz yerdeki kalıntılar ise 200 civarındaki kaya mezarından (nekropol) oluşuyor. Bu kaya mezarları inanılmaz bir görüntü sergiliyor. Nekropolün çevresindeki yerleşim alanları kent kalıntıları bulunsa da, Antik Çağdan günümüze en iyi biçimde bu kayalara oyulmuş mezarlar kalmış.
Kayalıklar içine oyularak yapılmış oda mezarlar etkileyici Dokunuyorsun taşlara, sanki görünmeyen yüzlerce ruh sarıyor etrafını. Törenlerini merak ediyorum en çok.. Böyle bir nekropolde eminim ölü gömme törenleri de yapılıyordur. Kapısından girdiğim mezarda ister istemez nasıl bir tören yapılmıştı düşünmeden edemiyorum.
Bunlar basit mezarlardan, yani bir çukur açılarak üzerine toprak ya da beton atılan tiplerden değil. Taş ustalarının kim bilir kaç gün uğraşarak emek verdikleri nadide eserler. Bazı yerlerde kaya blokları her ne kadar yumuşak olabilse de değişik mezar bölgelerinde bu kaya sertliği de değişmekte. Şöyle bir bakıyorum da acaba kendi dünyalarına yaşarken bu kadar önem vermişler miydi bu insanlar. Bu tip mezarların özünde yatan tek bir şey var. Değişik kavim ve topluluklarda benzerlik gösteren ve kendi inanışlarına göre sonraki yaşam. Büyüklük olarak elbette bir Mısır piramidi ile karşılaştırılamazlar ama aynı düşünce ile yapıldıklarına eminim. Düşününce aslında bu örnekler bile yaşamın aslında ne kadar güzel ve vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. Yaşama doşamamış olacaklar ki sonraki yaşamları için de Dünya'daki saltanatlarını sürdürmek istemişler. Elbette bunda sadece ölenlerin değil, onlara derin saygı duyan ya da benimsemiş kişilerin bir anlamda kaybettiklerine sahip çıkmaya devam etmek, onun hatıratını yaşatmak, belki bir tapınma yeri haline getirme istekleri de mümkün. Aslında çok da yadırgamamak gerek. Bu bir anlamda yaşamda duyulan sevginin manen devam ettirilmesi ile de eş değer, belki bir avuntu, belki gidene seslenebileceğiniz ama asla cevap alamayacağınızı bildiğiniz sessizlik vadisi. Sonuç olarak üzerinde ister altın olsun, ister mermer, isterse taş mezar olsun, altındaki toprak hiç doymadı. Sevenimizi de, sevdiğimizi de hep bizden ayırdı kendi bağrına bastı. Ona gelenin ne derisinin rengine baktı, ne konuştuğu dile, ne de ırkına. Kısacası yaşam filminin net olarak filmin koptuğu yerler buralar.
Kim bilir neler yaşandı bu törenlerde. Ne ağıtlar yakıldı, kimler ne giysiler giydi, bu taşların üzerleri kimlerin gözyaşı ile sulandı. Şimdi geride ne bir ipek eşarp kalıntısı, ne gözyaşının tuzu ne de başka bir şey. Garip olan bir şey varsa ki, korkularımız. Eminim ki mezarlıklardan duyulan korku daha çok yenilere dayanıyordur. Ancak yazıda anlattığım devirlerde böyle bir korkunun yaşandığını sanmıyorum. Büyük ihtimalle aynı zamanda kutsal bir alan olarak da sayıldıkları için yersiz bir korku içine girmemişlerdir gerçi bizim korkularımız gece ve gündüz kadar farklı.
Bu tür yerlere geldiğinizde çoğunlukla beklediğiniz gibi bir mezar odası ile karşılaşmazsınız. Çok önemli ve yerinde sergilenmesi gerekenler ve büyük ihtimalle koruma altında olanlar hariç genelde boş odalardır sizi bekleyen. Ne yazık ki mezar odalarının bir çoğu çok önceden tarih ve kültür ahlakı olmayan gözünü para hırsı bürümüş kişilerce ya talan edilmiş ya da zarar görmüştür. Odalarda, mağaralarda gezinip yılların toprak altına bıraktığı ve zamanla aşınan, bir kısmı meydana çıkan bir kısmı da hala toprak altında bulunan bu tarih zenginliğine veda ediyoruz usulca. Sadece bu mağaralara değil Güneydoğuya da veda etme vakti. Biraz buruk biraz da artık yeni şehirler yeni bölgelere uzanan yolculuğun heyecanıyla son bir bakış atıyoruz.
|






Adıyaman isminin nereden geldiğine dair bir rivayet vardır. Yediyaman diye anılan bölge halk arasında değişikliğe uğratılmış ve zaman içinde 













