Kişisel gezi siteme hoşgeldiniz. Burada fırsat buldukça yapmış olduğum gezilerle ilgili bi takım gezi notlarımı okuyabilirsiniz. Dilerseniz yorumlarınız ile bana destek olabilirsiniz.

Mavi Notlar

Şu bilgisayarıma format atmayı başarırsam size Yuvarlakçay daki treking maceramızı anlatacağım ama fotoğrafları yükleyemiyorum ki... Az bekleyin... Zaten hala bacaklarım ağrıyor kendime gelemedim.

Telif

Mavi Elmas Her Hakkı Saklıdır © 2010. Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.

ZİYARET SAYACI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
Tire köftesi Tire de yenir PDF Yazdır E-posta
Cuma, 23 Ekim 2009 22:38

Imageİzmir civarlarında yaptığımız Efes harabeleri, Yedi uyuyanlar, Meryemana evi ziyaretlerimizin ardından son durak olarak kendime Selçuk ve Şirince bırakmıştım. İkindi saatinin yaklaşmasıyla birlikte Ceren’in ‘acıktım ben’ nidaları baş göstermeye başlayınca Şirince ziyaretimi ertelemeye karar verdim. Çünkü Şirince ve Selçuk'a ayırmak istediğim vakit  biraz fazla. Akşam yemeği ile vakit kaybedeceğime göre hava kararmasına yakın Şirince'yi istediğim gibi gezemeyeceğimi düşündüm.

 

Bir yandan İzmir’e doğru yol alıyor bir yandan da ne yiyelim ne yiyelim diye düşünüyoruz. Yolda güzel bir yer var mı diye etfamıza bakınırken ben elimdeki dökümanları karıştırıp nerenin neyi meşhur diye bakıyorum. Birden beynimde yanan ışıkla “Tire buraya yakın mı” dedim. Haritaya bakınca gözüme pek yakın gelmese de “yakınmış hadi meşhur Tire köftesi yemeye gidelim” dedik. Uzak olması bizim için sorun değil de Ceren gibi midesine düşkün bir çocuğun “gelmedik mi daha öldüm açlıktan” diye yol boyunca söylenmesi can sıkıyor. Hele bu yol yaklaşık 40 dakika kadar sürerse.  Ben anlamıyorum bu çocuğu acıktım dediği andan itibaren çenesi sadece midesine işliyor.  İki dakika durmaya kalksan kıyamet kopuyor.

 

 

Tire’ye varır varmaz kanım kaynadı. Eski evler, sokaklar, yol kenarında kahveler karşıladı bizi. Daha sonrasında öğrendim Eski Tire bölümüne girmişiz meğer biz. Kendimi sokaklara atmak konusunda frenlemeye çalışarak en meşhur köfteci nerede diye sormaya başladık. Herkes aynı noktayı tarif etti bize. Merkezdeki köftecilere gidin hepsi iyidir diye. Arabayı park eder etmez merkezdeki yanyana sıralanmış köftecilerden birine Hacı Baba köftecisine attık kendimizi. Artık kimsede dayanacak güç kalmamıştı. Hemen köftelerimizi söyleyip beklemeye başladık.

 

 

Biz beklerken sofra yavaş yavaş donatılmaya başladı. Önce ekmek ve turşu gedi. Ardından yoğurt ve salata.  Karnımızın açlığında ekmekle yavaş yavaş tırtıklamaya başladık. Ceren neredeyse köftelerin pişmesine bile izin vermeyecek halde. Durmadan soruyor “nerede kaldı pişmedi mi daha” demeye başladı.

 

 

 

Köfteler geldiğinde zaten aç olan midelerimiz şenlendi. Şişe dizilmiş ince uzun köfteler sanırım mangalda hafif pişirilmiş daha sonra doğranmış domatesle hafif öldürülerek üzerine maydonazla şenlendirilip masamıza gelmiş. Yok böyle lezzet. Ceren daha bitirmeden ben daha istiyorum deyip ikinci porsiyonu söyledi. Onu da bir güzel mideye indirdi. Yanına da şimdiye kadar gördüğüm en büyük kuru fasulye ile yapılmış piyaz geldi. Hani çatal boyunda bir fasulyeye de ilk defa rast geldim. “Bu yöreye has mı bu bizde alalım” dedik ama başka yöreden getirildiğini öğrenince vazgeçtim.

 

 

Köfte bir harika, yoğurt bir harika, piyaz turşu bir harika  Hani yalan değil ekmekle tabaklarımızı bir güzel sıyırdık. Sonrasında baktık ortaya başka bir tabak getirdiler. “Bu ne” dedik. Meşhur tatlımız dediler. Karadutlu lor tatlısı. Reçel ve lor peyniri ne kadar orijinal olabilir ki. Tuzsuz lor kalıp gibi kesilmiş üzerine dut reçeli dökülmüş. Biraz burun kıvırsamda şöyle bir tadına bakayım dedim. Yok ya böyle bir şey. Bence tatlıyı böyle güzel böyle hafif yapan peynirinin güzelliği. Hiç böyle bir peynir yememiştim. Satın alalım dedik ama çok geç olmuş mandrada bulamızmışız. Evde yapacağız yanii o kadar hoşumuza gitti.

Akşam hava kararmak üzere olunca yolculuğu burada noktalamaya karar verdik. Etrafa bakınca keşke erken gelseydik de şu eski Tire bölümünü, eserleri daha iyi gezebilseydik diye ahlanınca en iyisi kalalım burada diye planladık. Birde öğrendik ki Salı günleri burada Türkiyenin en iyi pazarlarından biri kuruluyor. -Sonradan araştırdım Tire pazarı Türkiyede bir numara- Gözlerim parladı. Ertesi gün de Salı. Nasıl gezilir o cıvıl cıvıl pazarda. Arabanın arkasını çeşit çeşit Ege otları ile doldurup eve dönme isteğiyle doldum.

 

 

Hacı Baba'daki bayan kalmamız için bize restore edilmiş bir konak tavsiye etti. Biz de hem orayı bulalım hem de belediyenin bir yeri varmış yeni açılmış, oradan bütün Tire manzarası ayaklarının altındaymış, güneşin batışını oradan seyredelim dedik. Tarife göre daldık sokaklara. En sonunda güzel yeşillikler içinde bir yere geldik. Hoşumuza gitti dolaşalım dedik ama Tire manzarası yok burada. En sonunda öğrendik ki biz yanlış gelmişiz. Ama yine de bu yeri çok beğendik.

 

 

Şırıl şırıl sular akıyor. Değirmenler, yürüyüş alanları, yemyeşil ağaçlar, ağaçların arasında kafeler, çay bahçeleri.. İnsanların gürültü patırtıyla değil sessiz sessiz sohbet ettikleri bir yer. Pek beğendik. "Vay be" dedim Tire’de böyle bir yer beklemiyordum.

 

 

Ceren tutturdu “ben burada kalmak istemiyorum dönmek istiyorum” diye. “Kalalım işte bak ne güzel eski bir konakta kalacağız, yarın gezeceğiz çok güzel yerler göreceğiz, pazara gideceğiz.” Ay yok Nuh diyor peygamber demiyor çocuk. Gözleri doldu. Çok yorulmuş hanımefendi. Ben biliyorum onun derdini teyzesini özledi ve iki gündür televizyon izleyemedi ondan. Bir de biz ağzımızdan kaçırdık ya annemlere gidelim diye. Tamam onu duydu bütün hedefi o oldu.

Sonuçta benim hayallerim az biraz çöpe gitti. Ama sonra Göksel çöpten çıkardı hayallerimi. Dönüşte buraya uğrayalım yine dedi. Yolda birkaç yer daha var bakarız oralara da deyince bende yere düşen yüzümü topladım.

 

Dönüş yolunda Tire’ye tepeden bakan bir manzaraya sahip bir yere geldik. Ben yine söyleniyorum hava karardı tripod yok nasıl çekeceğim resmini diye. O kadar tepeden flaşhda yetmiyor ki karanlığı delmeye. Olsun en azından biz bakalım manzaraya dedik.

 

 

Tireye bakınca şok oldum. Ben hep bir şey derim. Yeni bir yere gittiğinde insan önce tepeye çıkacak ve gezeceği yeri önce tepeden gözlemleyecek içine sindirecek. Söylediğim gerçekten doğru çıktı. Bir kere resmen iki tane Tire var. Birisi akşam üstü gezdiğimiz şöyle bir bakındığımız eski Tire bölümü, diğeri ise resmen modern bir şehir. “Bu ne ya” dedim resmen. Ben burayı kuytuda kalmış bir köy/kasaba sanıyordum. Ne gezer. Çanakkale kadar bir yer geldi gözüme. “O kadar değildir” dedi Göksel. Ama benim gözüme öyle geldi.

Sonra dönüş yolunu nasıl yapalım diye konuşmaya başladık. Ceren hanımın büyük isteği teyzesini anneannesini dedesine kavuşma hayali gece vakti bizi yollara düşürdü. Bende değişiklik olsun değişik bir güzergah çizeyim dedim,  ta dağlardan tepelerden hatta kayak merkezlerinin oralara gittik.  2000 Mt. yi gördük. Arabanın klimasını soğuktan sıcağa ayarladık tam komedi yaşadık. Yol ayrı bir maceraydı ama ben bugün maşallah sırf yemek içmekten bahsedince yine uzun olmuş. Sıkılmayalım gerisini belki daha sonra anlatırım...

 

Yorum ekle


Joomla SEF URLs by Artio
VALID CSS   |   VALID XHTML